Blogger tarafından desteklenmektedir.
Oooo neler var neler!
Dizi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Dizi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Ocak 2019 Salı

EKİTAP YAYINLAMA / BÖLÜM 2



2.BÖLÜM – BOŞLUK VE NOKTA TEMİZLİĞİ / BÖLÜM ARASI VE KİTAP BAŞLIĞI DÜZENLEME

Çalışmanızdaki boşluk ve noktaları temizlemek sizin e-kitabınızın gösteriminde oluşacak sorunları ortadan kaldırmanız için çok önemli bir işlemdir. Bunun için ana sayfanın üzerindeki ‘Göster/Gizle’ işaretine basıp hatalarımızı ayıklamamız gerekiyor. Bu hataları rahatlıkla görebilirsiniz. Mesela gereksiz boşluklar, gereksiz noktalar ve işaretler bu işaretçi sayesinde hemen gözünüze çarpacaktır. Öncelikle bunlardan kurtulmalıyız.



Üstteki resimde gördüğünüz gibi birçok gereksiz nokta ve boşluk bulunmakta. Bunları silelim. Burada bahsetmek istediğim bir diğer işaret, yazıda geçen Tab karakterleri. Bunlardan hızlıca kurtulmak için sağ üstte bulunan Bul’a tıklayarak açılan kutucuktan sol altta bulunan ‘Dahası’(More) kısmına gidelim.

Oradan Özel Karakterlere (Special) tıklayıp, onun içindeki listeden Tab karakterini seçtiğimizde, işaret bul kutucuğuna gelecektir. Ardından üstteki Yer Değiştir’e (Replace) tıklayarak, alttaki kutuyu boş bırakıp hemen onun da altında bulunan seçeneklerden Hepsini Değiştir’e (Change All) tıkladığımızda tüm Tab işaretleri ortadan kalkmış olacaktır.



Sıradaki işlemimiz, bölümlerin arasına sayfa boşluğu bırakmak ama önce şunu hatırlatmak isterim; her beş sayfada bir boşluk bırakıp bölüm yaratmanız iyi olacaktır çünkü bu sayede e-kitap okuyucuları kolayca kaldıkları bölümden okumaya devam edebilir, yada o bölümü hemen açma şansına sahip olurlar.

Bölümleri ayrımada kullandığımız özellik üstte ‘Ekle’ (Insert) sekmesinin hemen üçüncü sırasındaki ‘Sayfa Sonu’ (Page Break) kısmı. Bitirdiğiniz bölümün hemen altındaki başlığın en ön kısmına tıklayıp, sayfa sonuna basarsanız, arkadan gelen bölüm bir diğer sayfaya kaymış olacak ve böylece düzenleme yapmak çok daha kolaylaşacak.


Kitap başlığı sayfası yapmak tamamen sizin tercihinize kalmıştır. Zaten kapak olacağı için tercih etmeyebilirsiniz ama ben her zaman içindekiler kısmını düzenlerken kitap ismini ve adımı bu kısmın hemen üzerine yazıyorum. Yazı karakterini de kendime göre düzenleyip değiştiriyorum. Çok şık duruyor bana göre. Bu sayfada ayrıca bölümler (İçindekiler) değil sadece ana konu başlıkları yer alıyor. Hemen arkasına ayrıca yapacağımız bölümler sayfası ise e-kitabın en önemli kısımlarından bir tanesi.
Yazar: Takılıyoruz Bizbize - 1/29/2019

28 Ocak 2019 Pazartesi

GOTHAM


GOTHAM: Kötülüğün, hırsızlığın, yolsuzluğun ve ahlaksızlığın, iyilik tohumlarını yok ettiği, delilik sınırlarını zorladığı, kasvetli ve karanlık şehir. 

Ra's al ghul'u, joker'i, Fish Mooney'si, Falcone'u ile kötülerin ısrarla yok etmek istediği ama bir türlü başaramadığı şehirde ne olursa olsun en sonunda dengeler yerini buluyor.

Dizinin baş karakteri Dedektif Jim Gordon, tüm kötülüklerle mücadele ederken başına gelmeyen kalmayacaktır. Batman serilerini izleyenler için tam bir bulmacaya dönen dizide karakterlerin ilk halleri sizi şaşırtacak.

Bruce Wayne'nin çocukluğu tam bir hayalkırıklığı olsa da uşağı Alfred için aynı şeyi söyleyemeyiz. Belki de gelmiş geçmiş en iyi uşak karakteri ile başbaşayız. 

Penguen'i ve bir zamanlar ne halde olduğunu görmek çok iyi bir deneyimdi aslında çünkü bu karakterde tam bir özümseme ile karşılaşıyoruz. Dizinin neredeyse tamamını sırtına almayı başaran Penguen, yeri geldiğinde çok kötü, yeri geldiğinde tam bir deli, yeri geldiğinde ise şehrin en önemli savunucusu.

Dizide iki şey çok ilginç hale geliyor. Birincisi Jim'in eski sevgilileri ve sonradan kötü kadına bürünmeleri. Barbara ve Lee ilginç şekilde kötüleşiyorlar. İkincisi ise kötülerin bir türlü ölmemesi. Penguen, Riddler, Joker, Butch, Ivy, Selina öldükten sonra dirilenlerden sadece birkaçı.

Şu an beşinci ve final sezonuna girmiş olan dizi her ne kadar karakterlerin Batman serisine çok uymaması ve anlamsız geri dönüşleri olsa da akış ve seyir zevki açısından ortanın iyisi bir hale gelmiş durumda. İyi seyirler.

Yazar: Takılıyoruz Bizbize - 1/28/2019

EKİTAP YAYINLAMA / BÖLÜM 1




Değerli okuyucular, bu kitabı yazmamın ana nedeni, üzerinde yıllarca emek vererek yazdığım romanlarımı bir türlü yayınlayamamış olmamdan dolayı verdiğim karar neticesinde yaşadığım tecrübeleri ve kitaplarımı dünyanın her köşesindeki online mağazalara nasıl ulaştırdığımı (Üstelik hiç bir ücret ödemeden) sizlerle paylaşmak istememdir.

Başlamadan önce bilmenizi isterim ki bu hiç de kolay olmayan bir yolculuk olacak. Ancak biraz çabayla ve bu rehber sayesinde kitabınızın en azından internet üzerinde satışının yapılmasını, daha da önemlisi okuyucuyla e-kitap olarak buluşmasını sağlayacaksınız.

Bazı noktalarda oldukça kafanız karışacak, bazı yerlerde belki nasıl yapabileceğinizi karıştıracaksınız. Bu durumların neredeyse hepsiyle karşılaşmış ve onları çözmüş biri olarak, size önerim kitapta sizin için hazırladığım ipuçlarını atlamadan yola devam etmenizdir.

Eğer bu ipuçları işinize yaramazsa, onları daha derin şekilde araştırıp, geliştirmek sizin elinizde ama şunu söylemeliyim ki kitabınızı, yurt içinde D&R, Google E-Kitap, yurt dışında ise Barnes&Nobles, I-Book gibi en iyi online mağazalarda görmenin verdiği keyif bir yazara yetiyor. Saygılarımla.

1.BÖLÜM – E-KİTAP NASIL OLUŞTURULUR? / WORD DOSYASI ÜZERİNDEKİ İLK DÜZENLEMELER

Bu bölüme başlarken ilk olarak yayınladığım kitabımın (YAZGI – Fantastik, Polisiye Olaylar Serisi) ilk 6 bölümünü seçip, bunu sizler için e-kitap haline getirdim. Konuyu takip ederken resimlerle desteklediğim yapım aşamalarını ayrıntılı olarak görebileceksiniz.

Yazgı Örnek Bölümleri okumak için: https://goo.gl/PFNaun

Kitap Satış Linki, D&R: https://goo.gl/XLpBSF

E-Kitabımızı oluşturmaya başlamadan önce çalışmanızın tam olarak bittiğinden emin olduğunuzda ilk olarak yapacağımız şey dosyanızın tamamını seçerek (Ctrl A) kopyalayıp (Ctrl C), yeni bir not defteri dosyası açarak onu içine kaydetmek (Ctrl V) olacak. Ardından tekrar not defterine kaydettiğimiz çalışmamızı kopyalayıp, onu yeni bir word dosyasına kaydedelim. Bu bizim yazarken yaptığımız tüm yazım kuralı değişikliklerinden kurtulmamızı sağlar. Bu şekilde yeniden e-kitap için düzenleme yapacağız.



Resimde de açıkca gördüğünüz üzere yazarken yaptığımız tüm ayarlamaları kaybetmiş durumdayız. Asıl işimiz bundan sonra başlıyor. İlk yapacağımız işlem bu dosyayı Word97-2003 Document formatında kaydetmek. Bundan sonraki çalışmalarımızı bu dosya üzerinde devam edeceğiz. Bunu farklı kaydet seçeneğini altındaki ok işaretine tıklayarak rahatlıkla yapabilirsiniz.

Sıradaki işlem yazı sitili ve aralardaki boşlukların ayarlanması işlemi. Bunun için aşağıdaki resimde görünen ‘Sitiller’ kısmına tıklayarak oradaki listeden ‘Normal’ şıkkını seçip onu da açarak ‘Modify’ yani ikinci sıradaki ‘Değiştir’ kısmına geliyoruz. Onun sol alt köşesindeki format bölümünden paragrafı açtığımızda olması gereken ayarlarımız ikinci resimde görüldüğü şekilde sağa yanaşık, boşluk bırakmadan, ‘Multiple (Çoklu)’ ve 1,15 aralıkla olması gerekmekte.



Şimdi bölümlerimizin başlıklarını düzenlememiz gerekiyor. Bunun için önce başlıklarımızı seçip, ana sayfa kısmından ‘Title’ (Başlık) yazan yere tıklamanız yetecektir.


İlk başta yaptığımız işlemden kaynaklanan bir başka sorun da paragraf başlarıydı. Bunu düzenlemek için cetvelinizin açık olması gerekmekte. Çalışmanızın tümünü seçtikten sonra cetvelin sol köşesinden tutup üç hamle sağa kaydırdığınızda (Bir cm’den biraz eksik) paragraf girişlerinizin boşluklarını vermiş olacaksınız. Buradaki tek sorun bölüm başlıkları. Onları tekrar seçip, cetvelden geriye çekmeniz gerekiyor. Bu sayede tam ortalanmış olacaklardır.


Yazar: Takılıyoruz Bizbize - 1/28/2019

27 Ocak 2019 Pazar

THE GOOD PLACE


Bugün yine çok eğlendiğim ve severek izlediğim dizilerden birini daha sizlerle paylaşmak istedim. The Good Place - İyilerin Yeri.

Dizinin konusu şöyle: İnsanlar öldükten sonra iki ayrı yere gönderiliyorlar. Bunlardan biri dizide anlatılan yer olan iyilerin yeri. Şimdiye kadar herşey yolunda gitmişken olaylar, kötülerin yerine gitmesi gerekirken yanlış yere gönderilen Eleanor Shellstrop'ın iyilerin yerine gelmesiyle oldukça karışır. Düzenlemeyi yapan ve aslında bir zebani olan Michael iyilerin yaşamındaki terslikleri fark eder. Buna sebep olan kişinin ve onun arkadaşlarının tekrar değerlendirilmesi için yargıca başvurur.

Bu durumun anlaşılması ile Michael ve yardımcısı Janet'in başı yönetimle belaya girecek ve kaderleri, olaylara sebep olan dört insanla bağlanacaktır.

Eleanor'un arkadaşları Chidi (Filozof), Jason (Boş Gezer), ve Tahani'dir (Çok Zengin). Michael ve Janet'le durumu düzeltmeye çalışan ekibin başlarına gelmeyen kalmayacaktır.

Yirmi dakikalık kısa bölümlerden oluşan oldukça eğlenceli bu diziyi mutlaka izlemelisiniz.

Yazar: Takılıyoruz Bizbize - 1/27/2019

KOZMO KAPLUMBAĞA DEVRİMİ - SERİ 2


Simon’ın başından geçen olaydan üç gün sonrasıydı. Tüm Dünya Hükümet liderleri aynı anda toplantıya çağırılmış çoğu zamanlamayı ve müsait olmadıklarını bildirince tuhaf olaylar başlamıştı. Tüm randevuları bir şekilde iptal oluyor ve görüşmeye gidecekleri kişiler kaza geçiriyor ya da o kurumlarda çeşitli patlamalar oluyordu. Tüm bu olanlar eş zamanlı olarak tüm başkanların başına gelmişti. Onlara gelen her mesaj, her çağrı ve her randevu tek adresi gösteriyordu. Birileri onları bir araya getirmeye çalışıyordu. Bunun için ise en güçlü devletin başkanı kullanılıyordu.

Zaman gelmiş Dünya Liderleri eş zamanlı olarak Hükümet Sarayı’nın toplantı salonunda toplanmışlardı. Dışarıda ise her hükümetten gelen bir güvenlik ekibi onlara eşlik eden Hükümet Sarayı korumaları vardı. Bir kilometre çapında etrafta gezen her insan gizli servis ajanıydı aslında.

Toplantı başlamış geniş dairesel salon masasının yanında hepsi yan yana oturmuş, her biri önünde, üzerinde ülkelerinin ismi bulunan siyah dosyaya göz atmaya başlamışlardı.

Çin devlet başkanı her zamanki gibi dosyalara bakmadan önce başkana direkt soru yöneltti.

“Sayın başkan niye buraya çağırıldığımızı ve konunun neden bu kadar önemli olduğunu açıklar mısınız?” dedi sabırsızca.

“Sabredin lütfen! Sabır erdemdir. Her şeyi açıklayacağım kısa zamanda.”

Dosyaları açanlar gözleri şaşkınlıktan kocaman olmuş anlamsız gözlerle, kendileriyle dolu resimlerine bakıyorlardı ancak resimler başkasının hayatı ile ilgiliydi. Dosyanın en sonunda ise Dünya nüfusu ve her ülke nüfusuyla ilgili on yıl geçmişe dayanan bir veri dosyası bulunuyordu. Herkesten önce okumayı bitirip, Amerikan başkanına dönen Türk lider,

“Burada bizlere tıpatıp benzeyen kişilerin hayatlarını görüyoruz. Nüfus durumu ise her ülkede son on yılda tam tamına iki katına çıkmış durumda. Ne eksik ne fazla! Bu ne anlama geliyor? Her ülkede aynı insandan iki adet mi var? Çünkü bildiğim kadarıyla bir ikizim yok. Hiçbirimizin yoktur sanırım. Ayrıca bu veriler tam olarak doğru mu? Eğer doğru ise doğal olan doğumlarla artan nüfus fazlası nerede?” dedi soran gözlerle diğer devlet başkanlarına bakıp.

Salonda bulunanlar dosyalarını okuyup kapattılar. Başkan onlara bakıp, “Şimdi size bir hikâye anlatacağım ve eminim burada bulunan hiç kimse bu hikâyeye inanmayacak. O yüzden hikâyenin sonunda size bir de kanıt sunacağım. Bu kanıtla beraber sizden bir karar vermeniz istenecek. Dünya’nın kaderini belirleyecek bir karar!” dedi.

Geniş yuvarlak masanın hemen karşısında dev bir ekran vardı. Başkan anlatmaya başladığında sadece elini kaldırarak ekranın açılmasını sağlamıştı. Birçoğunun gözünden kaçmamıştı bu ancak hiçbiri hikâyeyi kaçırmak istemedikleri için dikkatle dinlemeye başladılar.

“Bu gördüğünüz beyler ve bayanlar, üç yüz milyon yıl önce Dünya’nın hali. O dönemde bu topraklarda sadece vahşi hayvanlar vardı.”

Bu arada ekranda resimler değişiyor, dinozorlar, dev mamutlar, yırtıcı kuşlar gösteriliyordu.

“Bu da yeryüzünde şimdiye kadar yaşamış en uzun evrimi yaşayan canlı.”

Ekranda bir kaplumbağa vardı.

Lafa giren Rusya Başkanı, “Hayvan demek istediniz herhalde!” dedi. Ona sertçe bakan başkan, “Siz insanoğluna göre hayvan!” dedi sertçe.

Bu tepkiyi ve yorumu salonda bulunan hiçbiri beklememişti. Neler döndüğünü anlamaya çalışıyorlardı. “Siz, insanoğlu” diye hitap etmişti onlara başkan. O zaman o kim veya neydi?

“Lütfen lafımı kesmeden dikkatle dinleyin!” dedi kendinden beklenmeyecek şekilde gür bir sesle ve resimleri teker teker gösterip anlatmaya devam etti.

“Sizin deyiminizle Samanyolu Galaksisi’nde Dünya şurada bulunuyor. Fazla değil sadece beş ışık yılı üstünüzde, Proxima’nın hemen sol üst tarafında bulunan diğer bir güneş sisteminde bulunan Chelon gezegeninde çok daha farklı yaşam koşulları oluşmuş durumdaydı bir zamanlar. Her yeri yumuşak sıvı dokuyla kaplanmıştı ve atmosfer çok daha az oksijen üretiyordu. Bu koşullar sizin türünüze göre değildi ama yine de yaşabiliyordunuz. Tek farkla; gelişim için gerekli oksijeni almayan beyinleriniz sizi gelişmekten alıkoyuyordu.

Oysa aynı koşullarda olan kaplumbağalar, zamanla çok ileri düzeyde bir topluluk olmuştu. Bu durumda bile size gerekli yaşam koşulları sağlayıp gelişmenize müsaade edilmişti ta ki yeterince güçlenip bizimle savaşana kadar. O zaman bu kadar gelişmiş olabileceğinizi düşünmemiştik ancak yine de geride kalan insan topluluğunu yok olmaktan kurtarmak için sizi buraya Mezopotamya topraklarına bıraktık.

Aynı zamanda milyonlarca yıl önce bu topraklara gelip, gelişim bakımından gerileyen atalarımızı ziyaret ettik. Geride kalanlar için insanların sözünü aldık. Atalarımız burada her zaman güvenle yaşayacaktı böylece eğer başımıza bir şey gelirse yeniden başlayacaktık. Bizim teknolojimiz ve onların tohumlarıyla yeniden doğacaktık. Ancak bize verilen sözler tutulmadı. Kaplumbağa ırkı neredeyse yok olmak üzere. Sırf sizin kendinizi geliştirmek adına bu gezegenin ekolojik dengesini bozmanız yüzünden hem de!”

Diğer ülke başkanları onu ciddiyetle dinliyor, bir yandan da onun kafayı yediğine inanmaya başlıyorlardı ancak hepsi sonuna kadar dinleyecek kadar sabırlıydı.

“Şimdi ise gezegenimiz yok olmak üzere. Güneş patlaması yaşadık ve o kendi kendini onarıncaya kadar başka bir gezegende yaşamamız gerekiyor. On yıl önceydi buraya gelişimiz. O zamandan bu zamana insan ırkını takip etmemiz kolaylaştı. Önceleri yaşayan her insanı kopyalayarak sahte bir yaşamla başka bir yerde gerçek kimliklerimizi sakladık. Şimdi ise doğan her insan çocukla beraber aynı şekilde kaplanmış vücudu olan yeni bir birey oluşturabiliyoruz. Birçoğunuzu yok etmemiz gerekti başta çünkü üremenizin sınırı yok ve boyutunuz bu gezegenin taşıyamayacağı kadar büyük tabii bu hızda çoğalmaya devam ederseniz.

Gelelim bu güne. Ekranda Dünya gezegeninin etrafını ve uyduları görüyorsunuz sadece ama bu sadece sizin Hidrojen yoğunluğundaki algı genişliğinizden kaynaklanıyor. Göremediğiniz şey ise sadece bizim gezegenimizde olan ve algınızın göremeyeceği kadar farklı bir frekansta işlem yapılan Turtinityum molekülü. Şimdi ekrana dikkatle bakın!”

Kafasını Simon’un ikizi olan yabancının yaptığı gibi hızla titretti ve birden durdu. Ekran’da Dünya’nın etrafını tamamen saran devasa açık mavi, neredeyse saydam gibi görünen gemiler sarmış, Dünya, gemilerden görünmez olmuştu birden. Masanın üzerindeki iki adet kırmızı telefon şiddetle çalmaya başlamış, gökyüzü kararmış ve aşağıda insanlar koşuşturmaya başlamıştı.

Başkanlar endişe ve korkuyla kapalı olan cep telefonlarına sarılmışlar ama hatları çalışmadığını görünce şok olmuş vaziyette başkana bakmışlardı.

Başkan ise bir anda tüm kıyafetleri ve vücut derisini üzerinden sıyırarak mavi saydam ışın haline gelmişti. Odadakiler şimdi ona dehşetle irkilmiş halde bakıyorlardı. Kapıya doğru kaçmaya çalışan bile olmuştu ancak kapıdaki korumalar gözleri mavi bir ışık saçar halde onların önüne geçmişti.

Elleri önde bağlı, ayakları yere sarkmış, havada olan kaplumbağa, kafasıyla onları süzdü. Daha sonra kafasını öne eğerek,

“Herkes sakin olsun. Amacımız işgal değil. O yüzden hepinizi buraya aynı anda çağırmak için bu kadar uğraştık. Bu gezegen sizin yaşamanızı karşılayamayacak hale gelecek bir süre sonra. O zaman yapabileceğiniz bir şey kalmayacak. Neslinizin sonu yıkımla olacak. Oysa sizden yaklaşık yedi ışık yılı olan Tranto gökadaları bölümünde, güneş sistemi sizinkiyle neredeyse aynı, yaşam koşulları tıpkı burası gibi olan ve yüzölçümü Dünya’nın neredeyse iki katı büyüklüğünde bir gezegen var. Yukarıda gördüğünüz gemiler burayı işgale değil buradaki milyarlarca canlıyı bu gezegenden taşımak için geldi. Sizden istediğimiz bu kararımıza saygı göstermeniz. Kimseyi zorla götüremeyiz o yüzden size bir teklifimiz var. Burada en değerli madeniniz olan altını size sağlayacağız. Her ülke başına bin megatondan bahsediyorum.”

Durdu ve üstüne bastırarak, “Beyler ve Bayanlar! Dünya gezegenini sizden satın almak istiyoruz!” dedi.

“Biz gezegen satmayız! Bizde satılık gezegen yok! Defolun buradan! Sizi gidi aşağılık kozmo kaplumbağalar.”

“Simon!, Simon! Ne sayıklıyorsun öyle! Uyan hadi bu kadar çok içilir mi! Off! Dağıtmışsın burayı!”

“Ha! Ne! Kaplumbağalar iş… işgal e..diyorlar. Ne? Neredeyim?”

“Haha! Ne kaplumbağası, ne işgali? Sen ne içtin akşam öyle? Belgesel izlerken uyuyup kalmışsın! Ben kapattım televizyonu.”

“Ahh! Başım nasıl ağrıyor? Uçak yolculuğu da çarptı herhalde. Paris’teki garip olay aklımdan çıkmadı bir türlü. Üstüne bu belgesel bir de haber izleyince tam olmuşum. Ne rüyaydı ama. Gerçek gibiydi ama çok ta komikti gerçekten. Kaplumbağalar Dünya’yı bizden satın almaya geliyor. Hah! Ne hayal gücüm varmış benim de!” dedi Simon kendine gelirken.

Akşam yorgun olduğu için daha uzakta olan kendi evine gitmeye üşenmiş ve kız kardeşim dediği, yetimhanede beraber büyüdükleri Doroty’nin yanına gelmişti.

“Neyse! Dur ben sana bir kahve yapayım da kendine gel!” dedi Doroty mutfağa doğru giderken. Birşeyler daha mırıldanmıştı Simon’ın duymadığını düşünerek ama ağzından çıkan fısıltı halindeki son cümleleri duymuştu Simon.

“Sana göstereceğiz kozmo kaplumbağa devrimi nasıl olurmuş!” diyordu hafif mavi ışık saçan gözleriyle ona son bir bakış atan Doroty.
Yazar: Takılıyoruz Bizbize - 1/27/2019

KOZMO KAPLUMBAĞA DEVRİMİ - SERİ 1



Dünya üzerinde birçok kişi bir benzeri olduğunu düşünür bazen. Çoğu zaman insanlar ikiz olarak yaratıldıklarına bile inanmışlardır ama hiçbir zaman o kişiyle karşılaşmazlar. Kendilerine gösterilen kişi hakkında ise “Sadece beni andırıyor.” diye düşünürler.

Birleşmiş Milletler genel sekreterinin yakın koruma görevlisi olan Simon için sıradan bir gündü aslında. Sekreterin Fransa başkanı ile toplantısı vardı. İşi gereği Dünya’nın her köşesini geziyor ve bu onun sıkıcı sayabileceği hayatının en renkli doğasıydı. Her ülkeyi, insanlarını ve doğal güzelliklerini kısa da olsa görme şansı oluyordu.

Asker olma kararını çok genç yaşta almıştı. Bir yetim ve öksüz olan Simon ebeveynlerini hiç tanımamış, Madrid devlet yetiştirme yurdunda büyümüş ve eğitimini orada tamamlamıştı. İspanyol özel kuvvetlerine katıldığında daha yirmi yaşına yeni basmış, sonrasında savaşma becerileri konusunda çok yetenekli olduğunu kanıtlayınca Amerika’da özel kuvvetlere katılmıştı. Orta Doğu operasyonlarındaki üstün başarısı onu bugünkü çok önemli sayılan yakın koruma pozisyonuna getirmişti. Oysa o bunun bir işkence olduğunu düşünüyordu zaman zaman.

Siyahî Genel Sekreter oturduğu arka koltuktan, önde şoförlük yapan Simon’a dikiz aynasından bakarak,

“Nasıl buldun burayı?” dedi işaret parmağıyla Eiffel Kulesini gösterip.

“Çok güzel bir şehir efendim.” diye cevap verdi geniş omuzlarının üstünde taşıdığı güneşte yanmış esmer, sert yapılı, biçimli yüzünü aynaya çevirerek. Klasik damla güneş gözlüklerinden aynaya baktığı belli olmuyordu. Pencereden gelen hafif esinti, yandan ayrılmış kısa koyu kumral saçlarını hafifçe yukarı kaldırmıştı.

Az sonra Paris’in merkezinde bulunan başkanlık sarayına gelmişlerdi. Aracın anahtarını kapıda onları karşılayan görevliye veren Simon sekretere eşlik ederek onu kapıdan geçirdi. Başkan onu karşılamış ve sekreteri içeri davet ederken her zaman ki gibi Simon dışarıda, kapıdaki diğer korumalarla kalmıştı. Görüşme uzun sürmüş ve onun canı sıkılmıştı ama görev icabı orada beklemesi gerekiyordu. Yanındaki diğer korumalardan biri onu anlamış gibi yavaşça kulağına doğru eğilip,

“İlginç bir şey görmek ister misin?” diye fısıldadı yarım İngilizcesiyle.

Soru soran gözlerle ona bakarken koruma, hemen arkasındaki güvenlik kameralarını izleyen ekranların olduğu odaya açarak ona kafasıyla takip etmesini işaret etti. Ne olacak ki diyerek arkasından içeri girdi. Kapıyı yavaşça kapayan diğeri, oradaki görevliye kendi dillerinde bir şey söyledi. O da hafifçe gülerek sağdaki kapalı ekranlardan birini açıp Paris’in arka sokaklarından birine bakan kameraya bağlandı ve önceden kayıt edilmiş olan görüntüleri göstermeye başladı.

Burası keşlerin, yankesicilerin ve kimsesizlerin durak yeri olan, 91. cadde dedikleri, polisin bile giremediği, pis ve çok tehlikeli bir yerdi. Ekranda iki zenci genç ot içiyor, arkada bir fahişe patronuyla kavga ediyor, aralarından elindeki büyük sustalıyı parmaklarından oynatarak geçen ufak boylu, zayıf, saçları yandan çizgi halinde kazınmış bir serseri onlara tip tip bakarak hızlıca yürüyordu.

Bu görüntülerde bir ilginçlik görmemiş hatta canı daha fazla sıkılmıştı ki yanında ki koruma bekle diyerek onu uyardı. Ekrana tekrar bakınca, iki kişi daha fahişenin konuştuğu beyaz kovboy şapkalı ve kürklü siyah deri ceketi olana yanaşarak ona çarptılar. Kendisini soymaya çalıştığını anladığı tiplere belindeki Desert Eagle marka silahını çıkaran kadın satıcısı onlara bağırıp bir şey söyledi. Durup ona bakan tipler biz bir şey almadık dercesine kollarını iki yana açmışlardı. O sırada yerde bir hareket oldu ve gölgelerden çıkarcasına kürklü adamın arkasına doğru yerden kalkan evsiz, elindeki sivri uzun demir çubuğu arkasından aniden soktu. Göğüs kafesinden çıkan kanlı çubuk işini hemen bitirmişti adamın.

Fahişe çığlığı basarak kaçmaya başlamış ancak köşe başında aralarından geçen kafası çizik kesici tarafından durdurulmuştu. Duvara dayanan keşler hiçbir şey olmamış gibi kafaları uçmuş halde ot içmeye devam ediyorlardı. Öldürdüğü adamın içinden çıkardığı çubuğu eline alan adam hemen kafasının üstündeki kameraya bakarak kanlı demiri yaladı ve pis bir sırıtışla onu kameraya sapladı. Görüntü gitmiş görevli onlara bakarak bir şey söylemişti.

Dışarı çıkan korumalar, beklemeye kaldıkları yerden devam ettiler. Simon ise “Ben de canı sıkılan bir ben varım diyordum.” dedi içinden gülümseyerek.

Görevi bitmiş ve kaldıkları süitte odasında uzanıyor ve düşünüyordu. Ekranda gördüğü görüntüler ona pek ilginç gelmemişti aslında ama onun için çok daha ilginç bir şey yok muydu? Aklına geliyor ama olamaz diyordu içinden. Sıkıntıdan uydurma şeyler gördüğünü düşünmeye başlamıştı herhalde. Fakat içindeki ses onu rahatsız etmeye devam ediyordu ve bir türlü susturamıyordu onu.

“Gördün değil mi? Çok benziyor sana. Aslında ikizin kadar benziyor. İyice baktın gözlerine değil mi? Tıpkı sen. Aslında o sensin. Sen de o. Sen de diğerleri gibi çift yaratıldın. İşte bu da senin diğer yüzün. Diğer sen. O da sensin.”

“Yeter! Git kafamdan! Beni andırıyor hepsi bu!”

“Sen kendini kandırmaya devam et. Senin ikizin o. Onu görmelisin. Ne olduğunu çözmelisin. Belki, kim bilir belki anne ve babanın kim olduğunu bile söyleyebilir. Git! Bul onu!”

Ertesi gün genel sekreterle Brüksel’e dönen Simon bir hafta izin aldı ve ilk uçakla Paris’e geri döndü. Kafasındaki ses hiç susmuyor, sürekli sorular soruyor ve onu uyarıyordu. Artık daha fazla karşı koymayacak ve onu bulacaktı. İlk olarak başkanlık sarayında onunla görüşen korumayı buldu ve ondan görüntülerin nerede çekildiğini öğrendikten sonra 91. Caddeye doğru yola çıktı.

Caddenin yüz metre gerisinde onu bırakan kıvırcık saçlı Hintli taksi şoförü, “Ancak buraya kadar gelebilirim. Geri kalan yolu yürüyeceksiniz.” dedi endişeli ses tonuyla.

Aradığı kişiyi sokak arasındaki dar sokakta bulabileceğini biliyordu. Üzerindeki mavi kot pantolonunun paçalarında sakladığı küçük bıçağı ve parmak tabancası ve beline sakladığı 45’lik, dolu ve ateşlenmeye hazırdı. Üzerindeki kahve tonlu kumaş ceket, belindekini saklamaya yetmişti. Sokak köşesinde pazarlık yapan keşler onun yabancı olduğunu anlayıp sinirli tavırlarla bakıyorlardı. Aralarından bir tanesi Fransızca bir şey söyleyip cebindeki küçük çakıyı ona doğru uzatarak yaklaşmaya başladığında, o çoktan belindeki silahı çıkarmış namlunun ucuyla geriye gitmesi için elini sallamıştı satıcıya. Gerileyen satıcı arkasını dönerken telefonunu çıkararak arama yapmaya başlamıştı. Çok zamanı yoktu. Onların yanından geçerek sağda, kameranın takılı olduğu dar sokağa doğru yavaşça ilerledi. Yerde olan evsizler ellerinde şarap şişeleri ile gündüz vakti soğuk kaldırım taşlarının üstünde keyif yapıyorlardı.

Hepsini bir bir inceleyen Simon onun burada olmadığını anlamıştı. Hemen sonra arkasında beliren, daha önce izlediği kamera görüntülerinde gördüğü, saçları yandan kazınmış kafası çizik genç, elindeki silahı doğrultarak ona doğru yaklaştı. O da silahını ona çevirmiş ve göz göze gelmişlerdi şimdi. Koruma ona,

“Birini arıyorum. Sadece konuşacağım. Bela istemiyorum.” Dedi sakince.

“Kimmiş bu aradığın ve sen kimsin adamım?” dedi çizikli zar zor konuştuğu İngilizcesiyle.

“Patronunu arıyorum!” derken onun gözlerinin hafifçe kaydığını fark etmişti. Yavaşça eğildi ve elini paçasına götürüp diğer silahını kapar kapmaz sağ arka tarafında beliren adama doğrulttu ve,

“Olduğun yerde kal. Yaşamaya devam et.” dedi. Sesinden çok soğukkanlı olduğu belli oluyordu. Gölgenin içinden yavaşça çıkan adamın elleri boştu.

“Sakin olun bayım. Size zarar vermek niyetinde değilim. Sadece neden beni aradığınızı merak etmiştim ama şimdi anladım.” dedi ona dikkatle bakarak. Karşısında onun ikizi duruyordu ve o buna hiç şaşırmamış gibiydi. Birden kafası titremeye başladı. Sanki istemsizce yapıyordu bunu. Gözbebekleri koyulaştı ve hızla titreyen kafası aniden durdu. Tekrar Simon’a bakıyordu şimdi.

Hayatında böyle garip bir durumla hiç karşılaşmamıştı. Karşısında çok garip biri vardı ve kafasının titrediği o an sanki başka bir yerde gibiydi ikizi. Simon bir şeyin onunla bağlantıya geçtiğine yemin edebilirdi.

“Gitmem gerekiyor. Sayende huzura kavuşup bu gereksiz çileden kurtuluyorum. Senin de gitme vaktin geldi. Diğer hayatta belki görüşürüz.” dedi gülümseyerek ve tekrar gölgenin olduğu bölüme doğru geri çekildi.

Aynı anda sanki bir kabukmuş gibi üzerindeki kıyafetler ve vücut derisi yere doğru aktı. Masmavi bir ışın demeti kısa bir süre belirdikten sonra yok oldu. Yerde kalan deri kısım ise gri bir toza dönüşmüştü. O sırada ağzı bir karış açık olan Simon ona doğru yaklaşan sıska yankesiciyi son anda fark ederek kafasına silahın kabzasıyla vurmaya çalıştığını anlayıp koluyla onu engelledi. Diğer eliyle kafasını tutup kendisine sertçe çekerek bir kafa atan koruma burnunun kırılma sesini hissetmişti. Yüzünden kanlar boşalan genç yere boş bir çuval gibi yığıldı. Keşler olanları görmüş ama geride durmayı tercih etmişlerdi.

Simon’ın ise kafası hala o olaydaydı. Nasıl oluyordu bu? O kim veya neydi? Kafasında ki soru işaretlerini çözmeye gelmişti aslında ama şimdi çok daha soru oluşmuştu beyninde. Araştırmaya karar verdi ve nereye bakacağını iyi biliyordu.
Yazar: Takılıyoruz Bizbize - 1/27/2019

26 Ocak 2019 Cumartesi

BROOKLYN NINE NINE


Selamlar. Uzun süreden beri izlediğim ve asla izlemekten sıkılmadığım dizileri sizlerle paylaşmaya devam ediyorum. 

Sırada, 'Brooklyn 99' isimli polis karakolunda çalışan ekibin başına gelen ilginç ve sıradışı olayların son derece eğlenceli bir halde anlatıldığı bir dizi var.

Dizinin baş karakteri Jake Peralta, bu karakola dedektif olarak atanır ve ortalık birden karışır. Çok uzun zaman beraber çalışacak olan ekip bir süre sonra tam bir aile kıvamına gelecektir ancak bir farkla. Neredeyse tüm ekibin karakter olarak birbirlerine süper zıt olması, olayları çok eğlenceli hale sokacaktır.

6.Sezon oynayan eğlenceli dizinin kahramanları, Kaptan Holt (çok soğuk ve mesafeli ancak ılımlı), Rosa (tuttuğuna koparan, sinirli dedektif), Terry (aile babası, grubun abisi, kaptan yardımcısı), Amy (herşeyi kitabına uygun yapmayı seven, üstlerinin gözüne girmeye çalışan dedektif), Charles (süper enetellektüel, sadık arkadaş, Jake'in ortağı), Gina (karakolun sekreteri, yaratıcılık konusuna takılmış ancak çalışması yeterli olmayan karakter), Hictcock ve Scully (en eski dedektifler, zamanlarının neredeyse tamamını yemek ve boş işlerlerle doldurmayı iyi biliyorlar) ve tabii ki Peralta (süper dağınık, çoğu şeyi kafasına takmayan biri ama aynı zamanda çok iyi bir dedektif).

Bu karakterlerin aynı yerde çalışmaları öyle güzel harmanlanmış ki dizi hiç bitmesin istiyorsunuz. İyi seyirler.


Yazar: Takılıyoruz Bizbize - 1/26/2019

13 Ocak 2019 Pazar

BESİN SEÇİMİNİN ÖNEMİ


Kurtulmanız Gereken Besinler:
• Tüm gluten kaynakları (tam listeyi ikinci bölümde bulabilirsiniz): Tam tahıl taneleri ve tam buğday içeren ekmekler, makarnalar ve erişteler, kekler, hamur işleri ve tahıl gevrekleri de bu listeye dâhildir.
• Karbonhidrat, şeker ve nişasta ihtiva eden her türlü işlenmiş gıda: mısır, patates, tatlı patates, cipsler, krakerler, kurabiyeler, hamur işleri, kekler, pizza hamuru, tatlı yoğurt ve pelteler, şekerli atıştırmalıklar, enerji barları, çörekler, reçel/marmelat ve meyve konserveleri, ketçap, işlenmiş krem peynirler, kuru meyveler, sporcu içecekleri, meşrubat ve gazozlar, kızarmış yiyecekler, bal, agave (sabır otu), şeker (beyaz ya da esmer), mısır şurubu ve akçağaç şurubu/pekmezi.
• Üzerinde "yağsız" ya da "yağ oranı azaltılmış" yazan tüm paketli gıdalar (elbette yapısı gereği yağsız ya da az yağlı olan su, hardal ve balsamik sirke gibi ürünler bu kuralın dışında kalmaktadır).
• Margarin ve işlenmiş sıvı yağlar (soya, mısır, pamuk, kanola, yer fıstığı, üzüm çekirdeği, ay çiçeği, pirinç kepeği ve buğday filizi yağları). Organik olup olmamalarının bir önemi yoktur.
• Fermente edilmemiş soya ürünleri (tofu ve soya sütü) ve soya içeren işlenmiş gıdalar. Ürün etiketlerindeki "soya proteini" ibaresine dikkat edin ve soya peyniri, soya eti, soyalı sosisler, soya dondurması ve soya yoğurdu tüketmeyin. Doğal yollarla mayalanan bazı soya sosları gluten içermese de piyasadaki pek çok markada glutene rastlanmıştır. Eğer yemeklerinizde soya sosu kullanmak istiyorsanız sadece soya içeren ve buğday içermeyen bir ürün tercih etmelisiniz (örneğin tamari sosu). Üzerlerinde "glutensiz" yazan ürünlere dikkat edin. Bu ürünlerin bazıları yapıları gereği glutensizdir. Ancak bu etiketle satılan ürünlerin çoğu işlenerek glutensiz hale getirilmiştir ve mısır nişastası, mısır unu, pirinç nişastası, patates nişastası ya da tapyoka nişastası gibi gluten görevi görecek ürünler içerirler. Gluten yerine geçen tüm bu ürünler de gluten kadar zararlıdır ve kan şekerinin ciddi şekilde yükselmesine sebep olurlar.
Yiyebileceğiniz Glutensiz Besinler:
Sağlıklı yağlar: Natürel sızma zeytinyağı, susam yağı, Hindistan cevizi yağı, otla beslenen hayvanlardan elde edilen iç yağı, organik ya da doğal otlarla beslenen hayvanların sütünden yapılan tereyağı ve "ghee" adı verilen tereyağı özü, badem sütü, avokado, Hindistan cevizi, zeytin çeşitleri, kuru yemişler ve kuru yemişlerden elde edilen yağlar, peynir çeşitleri (küflü peynirler hariç) ve tohumlar (keten tohumu, ay çekirdeği, kabak çekirdeği, susam).
Baharatlar, soslar ve çeşniler: Bu konuda da özgürsünüz ama ürünlerin içeriklerini okumayı unutmayın. Ketçapla ve meyve bazlı şekerli soslarla vedalaşmanın vakti geldi. Hardalı, yaban turbu sosunu, zeytin ezmesini ve salsayı dilediğiniz gibi tüketebilirsiniz ancak gluten, soya, buğday ve şeker içermemelerine dikkat edin. Baharatlar ve çeşniler konusunda bir kısıtlama yok ancak paketlenmiş ürünleri alırken buğday ve soyanın da işlendiği fabrikalarda üretilmemiş olmalarına dikkat edin.
Şeker oranı düşük meyveler: Avokado, dolmalık biber, salatalık, domates, sakız kabağı, balkabağı, patlıcan, limon ve misket limonu.
Protein: Yumurta, deniz balıkları (somon, ringa balığı, morina, lambuka, deniz alası, lagos, sardalya), kabuklu deniz ürünleri ve yumuşakçalar (karides, yengeç, ıstakoz, midye, kum midyesi, istiridye), organik ve otla beslenen çiftlik ve kümes hayvanlarının etleri (sığır, kuzu, domuz, karaciğer, bizon, tavuk, hindi, ördek, deve kuşu, dana) ve av etleri. • Sebzeler: Yeşil yapraklı sebzeler ve salatalar, kıvırcık lahana, ıspanak, brokoli, karalahana, pazı, lahana, soğan, mantar, karnabahar, Brüksel lahanası, enginar, alfalfa filizi, yeşil fasulye, kereviz, Çin lahanası, turp, su teresi, şalgam, kuşkonmaz, sarımsak, pırasa, rezene, arpacık soğan, taze soğan, zencefil, Meksika turbu, semizotu, su kestanesi. Sayacağım yiyecekleri de "aşırıya kaçmadan" tüketebilirsiniz (bu besinleri her gün az miktarda tüketebilirsiniz ancak ideal olan, haftada sadece birkaç kez tüketilmeleridir), Havuç ve yaban havucu.
Lor peyniri, yoğurt ve kefir: Az miktarda yemeklerinize ekleyebilir ya da sos olarak kullanabilirsiniz.
İnek sütü ve krema: Az miktarda yemeklerinize, çayınıza ya da kahvenize ekleyebilirsiniz.
Baklagiller (kuru fasulye, mercimek, bezelye): Humus nohutla yapıldığı halde istisnadır ve dilediğinizce tüketebilirsiniz.
Glutensiz tahıllar: Yabani kadife çiçeği, karabuğday, pirinç (kepekli, beyaz ve yabani pirinçler), akdarı, kinoa
Tatlandırıcılar: Doğal stevia ve çikolata (en az yüzde yetmiş kakao içeren bitter çikolataları tercih edin).
Şeker oranı yüksek meyveler: Kırmızı meyveler (böğürtlen, ahududu, çilek, Frenk üzümü, yaban mersini) en doğru seçim olacaktır. Mango, papaya, kayısı, kavun, erik ve ananas gibi şeker oranı yüksek meyvelerin dikkatli tüketilmeleri gerekir.

Yazar: Takılıyoruz Bizbize - 1/13/2019

LEPTİN VE GHRELİN HORMONU


Leptin, en basit tabirle ilkel bir hayatta kalma aracıdır. Açlığa verdiğimiz metabolik, hormonal ve davranışsal tepkilerle doğrudan bağlantılıdır. Örneğin duygularımız ve davranışlarımız üzerinde çok güçlü bir etkisi vardır. Leptin birçok açıdan bir bekçi gibidir. Bu hormonu bir kez tam olarak algıladığınız zaman hormon sisteminizin geri kalanını idare etmek ve genel sağlığınızı kontrol altına almak çok kolay olacaktır. Leptin her ne kadar yağ hücrelerinde bulunsa da bu onun "kötü" olduğu anlamına gelmez. Vücutta aşırı miktarda bulunması elbette ki sorunlara, özellikle de dejeneratif hastalıklara ve ömrün kısalmasına yol açacaktır. Fakat leptin seviyesinin sağlıklı aralıkta olması bunun tam tersini sağlar; yaşlılığa bağlı pek çok rahatsızlığın önüne geçer ve ömrü uzatır. Bu hormona olan hassasiyetiniz ne kadar artarsa o kadar sağlıklı olursunuz. Hassasiyetten kastım, vücudunuzdaki reseptörlerin bu hormonu tanıma ve onu birçok görev için kullanma becerisidir.
Memelilerde leptinin temel görevi metabolizmayı kontrol etmektir. Çoğumuz bu görevin tiroide ait olduğunu sanırız fakat işin aslı şu ki metabolizma hızını ayarlayan tiroidi de leptin hormonu kontrol etmektedir. Leptin bütün enerji kaynaklarına hâkimdir. Acıkıp acıkmayacağımıza, yağ yakılması veya yağ depolanması gerektiğine leptin karar verir. Leptin enflamasyonun yanı sıra sinir sistemimizdeki sempatik ve parasempatik uyarılma arasındaki dengeyi de idare eder. Adrenaller ve cinsiyet hormonları da buna dâhil olmak üzere hormonal sisteminizde herhangi bir aksaklık varsa, bu aksaklığı leptin seviyenizi normal düzeye getirmeden düzeltmenizin imkânı yoktur.
Doyduğunuz zaman yağ hücreleriniz leptin salgılayarak beyninize yemeyi bırakmanızı söyler. Yani sizin fren mekanizmanızdır. Bu, leptin seviyesi düşük olan insanların neden aşırı yemek yeme eğiliminde olduklarını da açıklamaktadır.
Peki, leptin seviyesini düşüren şey nedir? Uyku eksikliği. Her ne kadar birbirleriyle çatışmaya meyilli olsalar da aslında leptin ve insülinin pek çok ortak noktası vardır. İkisi de enflamasyona sebep olabilecek (proenflamatuvar) moleküllerdir. Leptin hormonu hem vücudun enflamasyonla ilgili süreçlerinde önemli bir rol oynar hem de kendisi de bir enflamasyon sitokinidir. Tüm vücudunuzdaki yağ dokusu üzerinde oluşabilecek enflamasyonu kontrol eder. Ayrıca aşırı kilolu ve obez insanların beyin rahatsızlıklarına, akıl hastalıklarına ve nörodejeneratif hastalıklara sebep olabilecek enflamasyon problemlerine neden daha yatkın olduğunu açıklar niteliktedir.
Leptin ve insülin, vücuttaki komuta zincirinde üst kademelerdedir. Bu nedenle dengesizlikler vücudu zorlamakta ve bu hormonlar tarafından doğrudan kontrol edilmeyen her sistemi altüst etmektedir. Ayrıca leptini ve insülini olumsuz etkileyen şeyler de aşağı yukarı aynıdır ve onlara en büyük zararı karbonhidratlar verir. Karbonhidrat ne kadar rafine ve işlenmişse, insülin ve leptin hormonları da o kadar zarar görür. Aşırı karbonhidrat tüketiminin vücutaki insülin üretimine ve kan şekeri dengesine verdiği zararın, insülin direncine yol açtığını daha önce anlatmıştım. Aynı şey leptin için de geçerlidir. Leptin seviyesinde dalgalanmalar yaratan maddelerden vücuda aşırı miktarlarda girdiğinde leptin reseptörleri kendini kapatmaya başlar ve leptin direnci ortaya çıkar. Dolayısıyla da leptinin onlara verdiği mesajı alamamaya başlarlar.
Kısacası kontrolü elden bırakırlar ve siz de hastalıklar ve diğer bozukluklar karşısında savunmasız bir vücutla baş başa kalırsınız. Sonrasında leptininiz yükselse bile bir işe yaramaz, beyninize doyduğunuz ve yemeyi bırakmanız gerektiği sinyalini göndermemeye başlar. Tabii iştahınızı kontrol edemezseniz kilo alma ve obezite riskiniz artar de ki bu da beyin hastalıklarına yakalanma riskinizi artırır. Yapılan araştırmalara göre kandaki yüksek trigliserid (bitkisel ve hayvansal yağların ana bileşeni) seviyelerinin de çok fazla karbonhidrat tüketmenin leptin direncine yol açtığını göstermektedir.
Gezegendeki hiçbir gıda takviyesi leptin seviyenizi dengeleyemez. Dengeyi sağlamanın tek yolu, doğru beslenmeye ek olarak bir uyku düzeni oluşturmaktır. Leptin direnciniz var mı? Bu kendimize sormamız gereken bir sorudur.
Leptinin kilo kontrolündeki rolü ve insülin direncinin göstergeleri:
• Fazla kilolu olmak
• Ne kadar egzersiz yapılırsa yapılsın vücut şeklinin değişmemesi • Kilo vermeyi başaramamak veya kilo alımını durduramamak
• Canınızın sürekli "keyif verici yiyecekler" çekmesi
• Yemeklerden sonra halsizlik
• Sürekli stres ve anksiyete halinde olmak
• Sürekli ya da gecenin bir yarısı aç hissetmek
• Yemeklerden sonra atıştırma isteği
• Açlık trigliserid düzeyinin yüksek olması (100 mg/dL üzeri), özellikle de aynı veya daha yüksek seviyede kolesterolle birlikte
• Osteoporoz (kemik erimesi)
• Uykuya dalmada güçlük çekmek ve uykunun bölünmesi
• Yüksek tansiyon
• Sürekli şeker veya kafein gibi uyarıcı maddeler tüketme isteği
• Bel altı/kalça üstübölgede yağlanma (can simidi tipi yağlanma) Eğer leptin direnciniz olduğunudüşünüyorsanız paniklemenize gerek yok çünkü onuncu bölümde anlatılan programvücudunuzu tekrar düzene sokacaktır. 
GHRELİN HORMONU
Ghrelin hormonu leptinin aynadaki yansıması gibidir. Mideniz boş olduğunda mide tarafından salgılanır ve iştahınızı artırır. Beyninize bir şeyler yemeniz gerektiği mesajım gönderir. Tahmin edilebileceği gibi ghrelin ve leptin arasındaki denge bozulursa atıştırma isteğiniz, tokluk hissiniz, mutfaktaki baştan çıkarıcı yiyeceklere karşı koyma beceriniz ve bel ölçünüz tamamen kontrolden çıkacaktır.
Uykuyla ilgili araştırmalarda erkeklerde uyku yetersizliğinin sorumlusunun ghrelin seviyeleri olduğu görülmüştür. Bu durum iştahın artmasına ve yüksek karbonhidratlı, besleyici değeri düşük ve yendiğinde derhal yağa dönüşecek yiyeceklere yönelmelerine neden olmaktadır.
İştah hormonlarınız düzgün çalışmadığında beyninizle mideniz arasındaki bağlantı kopar. Bu da sizi aç olmadığınız halde aç olduğunuza inandırır ve zamanla karşı konulması çok zor hale gelecek açlık krizlerine, oradan da kırılması zor bir yağ depolama girdabına sürükler. Bu girdapsa sizi kan şekerinizin dengesini bozacak, enflamasyona ve beyin hastalıklarına neden olacak daha derin çıkmazlara iter.
Kısacası eğer iştahınızı kontrol edemiyorsanız kan kimyanızı, metabolizmanızı, bel ölçünüzü ve resmin geneline bakacak olursak beyin sağlığınızı korumak için şansa ihtiyacınız vardır.
Yazar: Takılıyoruz Bizbize - 1/13/2019

ÖNEMLİ BESİN KAYNAKLARI


DHA: Daha önce de bahsettiğim gibi dokosaheksaenoik asit, yani DHA, gıda takviyelerinin kralıdır. DHA beyindeki omega-3 depolarının yüzde 90'ından fazlasına denk gelen bir omega-3 yağ asididir. Bir nöronun plazma zarının ağırlığının yüzde 50'si DHA'dan oluşmaktadır. Ayrıca kalp dokusunun kilit öğelerindendir. DHA, beyni koruyan maddeler arasında etkisi kesin olarak kanıtlanmış olan en değerli besin türüdür.
DHA Kaynakları: Balık yağı, somon balığı yağı, hamsi yağı. Keten tohumu yağı ya da avokado. Dha içeren tüm besin grupları
Zerdeçal: (Hint safranı, Curcuma longa): Zerdeçal, zencefilgiller ailesinin yoğun bilimsel araştırmalara tabi tutulan ve aktif maddesi kurkuminin antienflamatuvar ve antioksidan özelliklerinden dolayı dikkat çeken bir üyesidir. İçeriğinde bulunan kurkuminin mitokondrilerimizi korumakla görevli antioksidanların üretilmesini sağlayan bir dizi geni aktif hale getirebilme özelliği vardır. Kurkumin aynı zamanda glikoz metabolizmasını da güçlendirmektedir.
Probiyotikler: Geçtiğimiz yıllarda yapılan birçok araştırma, probiyotik, yani bağırsaktaki bazı bakterileri destekleyen canlı mikroorganizmalar içeren yiyecekler tüketmenin beyin davranışlarını olumlu etkileyerek stresi, anksiyeteyi ve depresyonu azaltmada etkili olduğunu göstermiştir. Bu bakteriler beyin sağlığı ve sinirlerin işlevselliği açısından çok büyük önem taşıyan serotonin, dopamin ve sinir büyüme faktörü gibi nörokimyasalların üretilmesinde, emilmesinde ve taşınmasında da rol oynarlar. Bunun nasıl olduğunu tam olarak anlayabilmek için mikroflora, bağırsaklar ve beyin arasındaki ilişkiye dair hızlı bir derse ihtiyacımız olabilir. 11 Bağırsaklarınız sizin "ikinci beyniniz"dir. 12 Bu hâlâ araştırılmakta olan heyecan verici bir konudur ve geçtiğimiz yıllarda beynin ve sindirim sisteminin birbirleriyle yakından ilişkili olduğu kanıtlanmıştır.
Bu iki yönlü bağlantıda beyin, bağırsaklarınızdaki aktivitelerle ilgili bilgi toplar, buna karşılık merkezi sinir sisteminiz de bağırsaklara bilgi göndererek sistemin en iyi şekilde işlemesini sağlar. Bütün bu bilgi alışverişi bizim yeme davranışlarımızı ve sindirimimizi kontrol altına almamızı, hatta geceleri rahat uyumamızı sağlamaktadır. Bağırsaklar hormonal sinyaller aracılığıyla beyne açlık, tokluk ve bağırsak iltihabından kaynaklanan ağrılar gibi çeşitli bilgiler gönderir. Bağırsaklar, kontrol altına alınmamış çölyak hastalığı, irritabl bağırsak sendromu (IBS) ya da Crohn Hastalığı gibi doğrudan onu hedef alan hastalıklar söz konusu olduğunda da genel sağlığımız üzerinde oldukça etkili bir organdır.
Nasıl hissettiğimiz, ne kadar iyi uyuduğumuz, enerji seviyemiz, ne kadar acı hissettiğimiz, hatta nasıl düşündüğümüz bile bağırsaklarla bağlantılıdır. Araştırmacılar bağırsaklarda aktif olarak bulunan bazı bakterilerin obeziteyle, enflamasyonlu ve fonksiyonel mide ve bağırsak hastalıklarıyla, kronik ağrılarla, otizmle ve depresyonla bağlantılarını araştırmaktadır. Ayrıca bu bakterilerin duygularımız üzerindeki etkisi de şu anda incelenen konular arasındadır. 13 Kısacası bağırsak sağlığımız, genel sağlığımız üzerinde aklımızın alamayacağı kadar büyük bir rol oynamaktadır. Kendimizi iyi hissetmemiz, bağırsaklarımız tarafından toplanıp beynimize yollanan verilerle doğrudan bağlantılıdır.
Peki, bu sisteme bağırsakların önemli iş ortaklarından olan faydalı bakteriler tüketerek destek olabiliyorsak bunu neden yapmayalım? Her ne kadar birçok yiyecek, özellikle de yoğurtlar ve içecekler probiyotik özelliklerle donatılarak piyasaya sürülüyorsa da bunlar genelde yüksek miktarda şeker de içerir. Probiyotik desteğinizi, aralarında Laktobasilus asidofilus ve bifidobakteriler de bulunan ve en az on farklı tür ve kapsül başına on milyar aktif bakteri içeren gıda takviyelerinden almanızı öneririm.
Hindistan cevizi yağı: Beyin için müthişbir yakıt olmasının yanı sıra enflamasyonu da azaltır. Sade olarak bir kaşık içebilir veya yiyeceklerinizi hazırlarken içine katabilirsiniz. 
Yazar: Takılıyoruz Bizbize - 1/13/2019

ORUÇ VE ÖNEMİ -GLUTENSİZ HAYAT


Diğer memelilerin beyinlerinden farklı olarak insan beyni, kıtlık dönemlerinde alternatif kalori kaynakları bulabilmektedir. Günlük beslenmemizde beynimize enerji kaynağı olarak genelde glikozu sunarız. Öğün aralarındaki yemek yemediğimiz anlardaysa beynimiz büyük oranda karaciğer ve kaslarımızdaki glikojenden elde edilen glikoz salgısıyla beslenmeye devam eder. Fakat bu glikojen kaynakları ancak belli bir noktaya kadar glikoz sağlayabilmektedir. Kaynaklar tükendiğindeyse metabolizmamız farklı bir moda geçer ve kaslarımızda bulunan proteinden aminoasit elde ederek yeni glikoz molekülleri üretmeye başlar. Bu duruma glukoneogenez adı verilir.
Olumlu açıdan bakarsak bu sürecin sonunda sistemimizin ihtiyacı olan glukozu elde ederiz. Ancak diğer açıdan bakarsak bunun için kaslarımızı feda ettiğimizi söyleyebiliriz ve bir avcı-toplayıcı için kas kaybı hiç de iyi bir şey değildir. Neyse ki insan fizyolojisi beynimize yakıt sağlamak için birden fazla yönteme sahiptir. Yiyecek bulamadığı üç günün sonunda karaciğer, keton yaratmak amacıyla vücuttaki yağları parçalamaya başlar. Bu durumda beta-HBA beyin için güçlü bir kaynak görevi görür ve kıtlık esnasında beyin fonksiyonlarımızı yitirmeden idare etmemizi sağlar. Bu alternatif enerji kaynağı sayesinde glikoneogeneze gerek kalmaz ve böylece kas kütlemizi kaybetmemiş oluruz.
Günlük beslenmeye eklenen bir miktar Hindistan cevizi yağıyla kolayca alınabilecek beta-HBA sayesinde vücuttaki antioksidan fonksiyonlarının düzenlenebileceğii, mitokondri sayısının artırılabileceğini ve yeni beyin hücrelerinin oluşumunun hızlandırılabileceği yapılan araştırmalarca kanıtlanmıştır.
Kısa süreli yapılan oruç (48 veya 72 saat, suyla) sadece BDNF üretimini sağlayan genetik sistemi harekete geçirmekle kalmayarak Nrf2 yolunu da güçlendirir. Böylece vücudun toksinlerden arınmasını hızlandırır, enflamasyonu azaltır ve beyni koruyan antioksidanların üretimini artırır. Oruç sayesinde beyin, enerji kaynağı olarak glikoz yerine karaciğerde üretilen ketonu kullanmaya başlar. Beyin enerji kaynağı olarak keton metabolize etmeye başladığındaysa mitokondriyal genler aktif hale gelir, apoptoz (hücre intiharı) azalır ve böylece mitokondriyal yenilenme başlar. Kısacası oruç, enerji üretimini artırarak daha net düşünmemizi sağlayan ve daha iyi işleyen bir beyne sahip olmamızın yolunu açar.
Bildiğiniz gibi karbonhidrat tüketmek insülin üretimini artırır ve bu da yağ üretimine, yağ bağlamaya ve yağ yakımının azalmasına neden olur. Ayrıca karbonhidrat tüketmeye devam ettiğimiz sürece, hücrelere yağ depolanmasını sağlayan lipoprotein lipazadı verilen bir enzim üretiriz. Yani karbonhidrat aldıkça insülinimiz yağları hücrelere hapseden bir enzimi harekete geçirir. Daha önce de anlattığım gibi karbonhidrat yerine yağ yaktığımızda ketozise gireriz. Bu kötü bir şey değildirve vücutlarımız bunu yeryüzünde var olduğumuzdan beri gerçekleştirebilmektedir. Hatta hafif bir ketozis durumu sağlık açısından faydalıdır. Sabahları uyandığımızda hafif ketotik bir halde oluruz, karaciğerimiz yakıt sağlamak amacıyla vücuttaki yağı kullanmaktadır. Kalbimiz ve beynimiz yakıt olarak ketonla çalışırken kan şekeriyle çalıştıkları zamanlardakine oranla yüzde 25 daha verimlidir. Sağlıklı, normal beyin hücreleri ketondan güç aldıkları zaman inanılmaz bir performans sergiler.
Yazar: Takılıyoruz Bizbize - 1/13/2019

GLUTEN HASSASİYETİ


Bu kısımda netliğe kavuşacak olan bilgiyse şu: Glutensiz beslenmenin ve tahılsız yaşam tarzının benimsenmesi, milyonlarca kişiyi etkileyen bu beyin hastalıklarından kurtulmanın en sağlam yollarından biridir. Bu basit "reçete" çoğu zaman ilaç tedavisine galip geliyor.
Uykusuzluk, hava değişimi, besinlerdeki kimyasallar, sinüslerde tıkanıklık, kafa travması, beyin tümörleri ya da aşırı alkol tüketimi gibi baş ağrılarını tetikleyen sayısız neden bulunmaktadır. Baş ağrılarının, özellikle de migrenin biyokimyası aktif bir araştırma konusudur. Fakat artık bu konuda eskisinden çok daha fazla bilgi sahibiyiz. Nedeni —ve çaresi— bulanamayan baş ağrısı vakalarının onda dokuzu gluten hassasiyetinden kaynaklanmaktadır.
Göbeğiniz ne kadar büyürse baş ağrısı çekme riskiniz de o kadar artar. Söz konusu baş ağrısı olduğunda yaşam tarzımızı ve beslenme alışkanlıklarımızı gözden geçirmek aklımıza gelmez. Bunun yerine ilaçlara sarılır ve bir sonraki darbeyi beklemeye başlarız. Oysaki bugüne kadar yapılan bütün çalışmalar baş ağrısının kontrol altına alınmasında, tedavi edilmesinde ve tamamen ortadan kaldırılmasında yaşam tarzının çok önemli bir rol oynadığını gösteriyor.
Eğer enflamasyon kaynaklarını kısıtlayabilirseniz (fazla kilolardan kurtulmak, gluteni hayatınızdan çıkarmak, karbonhidrat oranı düşük ve sağlıklı yağ oranı yüksek bir beslenme programı uygulamak ve kan şekerinizi dengede tutmak vb.) baş ağrılarınızı da kontrol altına alabilirsiniz.
Birkaç İpucu:
• Bir uyku düzeni oluşturun ve onu harfiyen uygulayın. Bu, vücudunuzdaki hormonların dengelenmesi ve vücudun bütün fizyolojik dengelerinin ideal olduğu homeostazi durumunun korunması için çok önemlidir.
• Yağlarınızdan kurtulun, kilonuz arttıkça baş ağrılarıyla karşılaşma riskiniz de artar. • Hareket edin, hareketsizlik enflamasyonu tetikler.
• Kafein ve alkol kullanımına dikkat edin. Bu maddelerin gereğinden fazla tüketilmesi baş ağrılarını tetikler. • Öğün atlamaktan ya da aşırı yemekten kaçının. Tıpkı uyku düzeni gibi beslenme alışkanlıkları da baş ağrısı riskini etkileyen hormonların kontrol altına alınmasını sağlar.
• Aşırı stresten, endişeden ve hatta heyecandan kaçının. Tüm bu duygular baş ağrısını tetikler. Migren sorunu olanlar, beyin damarlarını değiştiren bazı kimyasalların açığa çıkmasına neden olarak migren krizlerine sebebiyet veren stresli olaylara karşı aşırı hassastır. Üstelik endişe ve kaygı gibi duygular, kaslardaki gerilimi artırıp kan damarlarını genişleterek migren krizlerinin şiddetlenmesine neden olur.
• Gluteni, koruyucumaddeleri, katkı maddelerini ve işlenmiş gıdaları hayatınızdan çıkarın. 
Yazar: Takılıyoruz Bizbize - 1/13/2019

ANTİOKSİDANLAR - GLUTENSİZ HAYAT


Vücudumuz hem çevresel yollarla maruz kaldığımız hem de metabolizmamızın normal işleyişi sırasında üretilen toksinlerle mücadele edebilmek için bir dizi enzim üretir. Bu enzimlerin üretimi DNA tarafından yönetilir ve bu da yüz binlerce yıl süren bir evrimin sonucudur. Glutatyon insan beyninin en önemli detoksifikasyon unsurlarından biri olarak bilinir. Basit yapılı bir kimyasal olan madde sadece üç amino asitten oluşan bir tripeptittir. Ancak bu basit yapısına rağmen beyin sağlığı açısından önemli bir role sahiptir.
Öncelikle hücre fizyolojisi için değerli bir antioksidandır; hücreleri sadece serbest radikallerin verdiği hasara karşı korumakla kalmaz, canlılığın devamını sağlayan hassas mitokondrilerin korunmasına da yardımcı olur. O kadar önemli bir antioksidandır ki hücre sağlığı değerlendirilirken hücresel glutatyon seviyelerine bakılır. Pek çok farklı toksine bağlanarak onların etkisini azaltan glutatyon, detoksifikasyon kimyasının güçlü bir unsurudur. En önemlisi de çoğu toksini suda daha kolay çözünebilir hale getirerek vücuttan daha kolay atılmalarını sağlayan glutatyon S-transferaz enziminin substratı (enzimlerin tepkimesinden sentezlenen veya bu yolla ayrışan madde) olmasıdır. Bu enzimin işlevlerindeki yetersizlik, aralarında melanomun, şeker hastalığının, astımın, meme kanserinin, Alzheimer hastalığının, ALS hastalığının, glokomun, akciğer kanserinin ve migrenin de bulunduğu pek çok sağlık sorunuyla yakından ilişkilidir.
Önemli bir antioksidan olmasının yanı sıra detoksifikasyon sürecinin de baş aktörlerinden biri olan glutatyonun rolünü göz önüne aldığınızda, glutatyon seviyelerinizi niçin yükseltmeniz ve korumanız gerektiğini anlarsınız. Göstereceğim yöntem size bunu başarmanızda yardımcı olacak. Kalori kısıtlamasının Nrf2 proteinini aktif hale getirdiği, laboratuvar çalışmalarıyla kanıtlanmıştır.
Bazı doğal bileşenlerin de Nrf2'yi aktif hale getirerek antioksidan üretimine ve detoksifikasyona yardımcı olduğu tespit edilmiştir. Bu bileşenlerden bazıları şunlardır: zerdeçalda bulunan kurkumin, yeşil çay ekstresi, silimarin (MeryemAna dikeni), bacopa bitkisi ekstresi, DHA, sülforafan (brokolide bulunur) veHint ginsengi (aşvaganda). Tüm bu maddeler vücudun doğal antioksidan üretimini desteklemektedir. Eğer bunlardan hiçbirini tüketmiyorsanız kahvenin de (Türkkahvesi, Filtre kahve) Nrf2'yi aktif hale getiren güçlü bileşenlerden biriolduğunu öğrenmek sizi mutlu edecektir. Kahveye bu olumlu etkisini kazandıran moleküllerden bazıları kahvede doğal halde bulunurken bazıları da kavrulduğunda açığa çıkmaktadır. Nrf2'nin aktif hale gelmesi hem antioksidan etki sağlar hemde vücudun detoksifikasyon mekanizmalarını güçlendiren ve enflamasyonu yatıştıran koruyucu kimyasalların üretiminden sorumlu genleri aktif hale getirir. Yani her şey beyin için.
Yazar: Takılıyoruz Bizbize - 1/13/2019

OMEGA 3 / DHA / EPA


Beyni güçlendiren moleküller arasında en dikkat çekici olanı DHA (dokosaheksaenoik asit-OMEGA 3) molekülüdür. Bilim insanlarının bu kritik beyin yağını son yıllarda büyük bir ilgiyle incelemelerinin en az üç sebebi vardır. Öncelikle insan beyninin üçte ikisi yağlardan ve bu yağların da dörtte biri DHA'dan oluşur. Yapısal olarak DHA, beyin hücrelerini çevreleyen zarların, özellikle de beynin işlevlerini etkili bir biçimde yerine getirmesini sağlayan sinapsların temel taşıdır.
İkinci sebep, DHA'nın enflamasyonu etkili bir şekilde dengelemesidir. Tahrip edici enflamatuvar kimyasalların üretimini başlatan COX-2 enziminin etkinliğini doğal yollardan azaltan DHA, vücuda yanlış beslenme yoluyla giren düşmanlarla karşılaştığında tam bir savaşçıya dönüşür. Gluten hassasiyeti olan bünyelerin bağırsak çeperinde savaş çıktığı zaman enflamasyona karşı savaşır. Şeker oranı yüksek beslenmenin, özellikle de fruktozun yıkıcı etkilerinin önüne geçer ve beyinde karbonhidrat oranı yüksek beslenmeden kaynaklanabilecek metabolik işlev bozukluklarını önler. DHA'nın üçüncü ve kuşkusuz en heyecan verici özelliğiyse BDNF üretimi için gen ifadesini düzenlemesidir. Kısacası DHA, beyin hücrelerinin üretimine, etkileşimine ve varlıklarını sürdürebilmelerine yardımcı olan ve işlevselliklerini artıran bir orkestra şefi görevini üstlenir.
Hücrelerimizin tükettiğimiz besinlerden alacağımız antioksidana ihtiyacı yoktur; ihtiyaç olması halinde antioksidan enzim üretebilme becerisine doğuştan sahiptirler. Yükselen serbest radikal seviyeleri hücre çekirdeğinde bulunan Nrf2 adındaki özel bir proteini açığa çıkarır. Nrf2 proteini vücudun en önemli antioksidanlarının yanı sıra toksin azaltıcı enzimlerin de üretimini tetikleyen bir kilit oyuncudur. Vücutta yükselen serbest radikal seviyeleri antioksidan üretiminin artmasını sağlıyorsa Nrf2 proteinini aktif hale getirmek için başka ne yapabiliriz? İşte, hikâyenin en heyecanlı kısmı!
Yapılan sonaraştırmalarda güçlü antioksidanlar ve toksin azaltıcı enzimler üretebilengenleri aktif hale getiren Nrf2'yi açığa çıkaracak pek çok değiştirilebilirfaktör ortaya konmuştur. Vanderbilt Üniversitesi'nden Doktor Ling Gao, omega-3yağ asitleri EPA ve DHA'nın okside olduklarında Nrf2'nin yolunu açtıklarınıtespit etmiştir. Balık yağı tüketen kişilerin serbest radikallerden daha azzarar gördüğü uzun yıllardır biliniyordu. Ancak balık yağı ve antioksidanlarınkoruyucu özelliği arasındaki ilişki bu çalışmayla netlik kazanmıştır. DoktorGao bu durumu raporunda şöyle açıklamıştır: "Elimizdeki veriler, vücuttaEPA ve DHA'nın okside olmasıyla açığa çıkan bileşenler yeterli yoğunluğaulaştığında Nrf2 kökenli antioksidanın ve toksin azaltıcı savunma sistemlerininaktif hale gelebileceği savını desteklemektedir."
Yazar: Takılıyoruz Bizbize - 1/13/2019

KETON - GLUTENSİZ HAYAT


Uzun yıllar boyunca insan bedeninde keton üretiminin temel kaynağının karaciğer olduğu düşünüldü. Bugün beynin de astrosit adı verilen özel hücreleriyle keton üretebildiğini biliyoruz. Bu keton bileşikleri yüksek nöroprotektif (nöron koruyucu) etkilere sahiptir. Beyindeki serbest radikal üretimini azaltır, mitokondriyal biyogenezi artırır ve beyin kökenli antioksidanların üretimini desteklerler. Bunun dışında ketonlar, beyin hücrelerinin kendilerini yok etmesine yol açan apoptotik yolları da tıkar.
İnsan fizyolojisi kandaki keton seviyeleriyle belli bir noktaya kadar baş edebilecek şekilde evrilmiştir. Aslında bizi hayvanlar âlemindeki diğer tüm dostlarımızdan ayıran bu yeteneğimizi, yüksek beyin-vücut kütlesi oranımıza ya da beynimizin yüksek enerji gereksinimine bağlamak mümkündür. Dinlenme halindeyken vücudumuzdaki oksijenin yüzde 20'si, vücudumuzun sadece yüzde 2'sini oluşturan beynimiz tarafından kullanılır. Evrimsel açıdan bakıldığında kan şekerimiz düştüğü zaman ve karaciğer glikojenlerimiz tükendiğinde (yani karnımız acıktığında) ketonları yakıt olarak kullanabilme yeteneğimiz, hayatta kalabilmek için avcılığa ve toplayıcılığa devam etmemiz gerektiği dönemlerde son derece elzemdi.
Zerdeçal baharatının ana etken maddesi olan kurkumin, günümüzde çok sayıda bilimsel araştırmaya konu olmakta ve beyinle ilişkisi özellikle dikkat çekmektedir. Geleneksel Hint ve Çin tıbbında uzun yıllardır kullanılan kurkumin, antioksidan, antienflamatuvar, anti-fungal* ve anti-bakteriyel etkileriyle bilinmektedir. Öte yandan BDNF'yi yükseltme özelliği dünyanın dört bir yanındaki nörobilimcilerin ve özellikle de bol miktarda zerdeçal tüketen toplumlarda bunama görülme sıklığının belirgin şekilde düşük olmasının nedenlerini araştıran epidemiyoloji uzmanlarının dikkatini çekmektedir.
Yazar: Takılıyoruz Bizbize - 1/13/2019