Blogger tarafından desteklenmektedir.
Oooo neler var neler!

31 Ocak 2019 Perşembe

GOOGLE+ NE OLDU? İYİYDİK!


Güneşli güzel bir güne başladığım şu sıralar aslında daha önce duyurulmuş bir haberi tarayıcımdan uyarı olarak almak beni üzdü açıkcası. 

Yaptığım yayınları Google+ da yayınlarken ara sıra onları hep bir arada görmek niyetiyle kontrol eder, bazen yayınlarımı gruplarda paylaşırdım ancak Nisan ayından sonra artık bu mümkün olmayacak gibi görünüyor. Bana gelen uyarı metnini aynen paylaşıyorum. Sağlıcakla...

'Google+ tüketici hesapları (kişisel hesaplar) 2 Nisan 2019’da kullanımdan kaldırılıyor.

Aralık 2018'de, kullanım oranının düşük olması ve tüketicilerin beklentilerini karşılayan başarılı bir ürün sunma noktasında karşılaştığımız zorluklar nedeniyle Nisan 2019'da Google+'nın tüketicilere yönelik sürümünü kullanıma kapatacağımıza dair aldığımız kararı sizlere duyurmuştuk. Google+'nın bir parçası olduğunuz için size teşekkür etmek, fotoğraflarınızı ve diğer içeriğinizi indirmek için atmanız gereken adımları sizlerle paylaşmak istiyoruz.

2 Nisan'da Google+ hesabınız ve oluşturduğunuz tüm Google+ sayfaları kullanıma kapatılacak ve ilgili içerikler tüketici Google+ hesaplarından silinmeye başlayacak. Google+ Albüm Arşivinizdeki fotoğraflar ve videoların yanı sıra Google+ sayfalarınız da silinecek. Nisan ayından önce yapmak kaydıyla, içeriğinizi indirip kaydedebilirsiniz. Google Fotoğraflar'da yedeklenen fotoğraf ve videolarınızın silinmeyeceğini hatırlatmak isteriz.

Tüketici Google+ hesaplarından, Google+ Sayfalarından ve Albüm Arşivi'nden içerik silme işlemi birkaç ay sürecek. Dolayısıyla, bu süre boyunca bazı içerikler kalabilir. Örneğin, kullanıcılar kendi Google+ hesaplarının bazı kısımlarını etkinlik günlüğü aracılığıyla görmeye devam edebilir ve G Suite kullanıcıları, Google+ tüketici sürümü silinene kadar bazı tüketici Google+ hesabı içeriklerini görebilir.

4 Şubat'tan itibaren artık yeni Google+ profilleri, sayfaları, toplulukları veya etkinlikleri oluşturamayacaksınız. Ürünün kullanımdan kaldırılmasıyla ilgili süreç hakkında daha ayrıntılı bilgi edinmek ve güncellemeleri öğrenmek için SSS sayfasına göz atın.

Bir Google+ Topluluğu sahibi veya moderatörüyseniz, Google+ Topluluğunuza ait verileri indirip kaydedebilirsiniz. Mart 2019 başından itibaren, herkese açık topluluklardaki her topluluk yayınında yazar, gövde metni ve fotoğraflar da dahil olmak üzere ek veriler indirilebilir durumda olacak. Daha fazla bilgi

Sitelerde ve uygulamalarda oturum açmak için Google+ ile Oturum Açma düğmesini kullanıyorsanız önümüzdeki haftalarda bu düğmeler artık çalışmayacak. Ancak, bazı durumlarda bu düğmelerin yerini Google ile Oturum Açma düğmesi alabilir. Google ile Oturum Açma düğmesi gördüğünüz her yerde yine Google Hesabınızla oturum açabileceksiniz. Daha fazla bilgi

Google+'yı kendi sitelerinizdeki veya başka sitelerdeki yorumlar için kullandıysanız bu özellik 4 Şubat'ta Blogger'dan, 7 Mart'ta da diğer sitelerden kaldırılacak. Tüm sitelerdeki Google+ yorumlarınızın tamamı 2 Nisan 2019'dan itibaren silinecek. Daha fazla bilgi

G Suite müşterisiyseniz G Suite hesabınızla kullandığınız Google+ etkin durumda kalacak. Daha ayrıntılı bilgi için G Suite yöneticinizle iletişime geçin. Yakında yeni bir görünüm ve yeni özellikler de göreceksiniz. Daha fazla bilgi

Bir geliştiriciyseniz ve Google+ API'lerini veya Google+ ile Oturum Açma sistemini kullanıyorsanız bu değişikliğin sizi nasıl etkileyeceğini öğrenmek için burayı tıklayın.

Google+ ekibi olarak, Google+'yı böyle özel bir yer haline getirdiğiniz için sizlere teşekkür ederiz. Google+'yı evleri gibi benimseyen yetenekli sanatçılardan, topluluk oluşturucularından ve fikir liderlerinden oluşan gruba minnettarız. Tutkunuz ve azminiz olmadan bunu başaramazdık.'
Yazar: Jakob Corewill - 1/31/2019

EN İYİ ANDROID UYGULAMALAR / FOLLOWERS ASSISTANT


FOLLOWERS ASSISTANT

Selamlar. Uzun zamandır üzerinde yazmayı düşündüğüm en iyi android uygulamalar bölümüne yapımcılığını Andrew Tretiakov'un yaptığı bir Instagram yardımcısı olan Followers Assistant adlı uygulamayla başlıyoruz.

Hepimizin artık iyice aşina olduğu cep telefonu uygulamalarından sosyalleşmeyi üst düzeye taşıyan Insragram, haliyle bazen bize bazı zorluklar yaşatıyordu. Bunlardan en önemlisi ise şüphesiz ki bizi kimin takip edip etmediğini anlamak. Tabii ki listelere bakınca bunu kolayca anlayabilirsiniz ama ya çok daha fazla kişi varsa listelerimizde?

Her takip edene teker teker bakmak yerine bunu sizin için yapan yardımcı bir uygulama olsa daha iyi olmaz mıydı?

İşte tam burada devreye giren uygulama size bu listeleri kontrol etmenizi sağlıyor. Programın en ilginç yanlarından biri tamamen reklamsız olması ki bu bir çok kullanıcının işine gelen bir durum olsa gerek.

Onun yerine yapımcıya bağışta bulunabiliyorsunuz. Bu sayede yapımcı da programın gelişmesi için uğraşacağını bildiriyor. Bunu bilemeyiz ancak reklamsız, işinizi kolayca görebileceğiniz bu uygulama çok beğeniliyor. Denemekte fayda var.




Yazar: Jakob Corewill - 1/31/2019

EKİTAP YAYINLAMA / BÖLÜM 3



3.BÖLÜM – İÇİNDEKİLER (BÖLÜMLER) KISMININ DÜZENLENMESİ

Öncelikle kitabınızın üst kısmında açacağınız bir sayfaya Bölümler başlığı açarak yazdığınız bölümlerin başlıklarını alt alta sıralamanız gerekiyor. Sonrasında yapacağımız işlem, bu bölümlere tıkladığımızda bölüm sayfasına gitmemizi sağlayan linkler yaratmak olacaktır.

Herşeyden önce, dosyamızı E-Pub haline getirdikten sonra yaptığımız işlemi kontrol etmek için Adobe Digital Edition indirip kurmamız gerekiyor.

Adobe Digital Edition İndirme Linki: https://goo.gl/KaLRpF

Kurduysak işleme başlayabiliriz. Öncelikle ‘Ekle’ kısmında bulunan Yer işaretliyicisinden (Yer İmi -Bookmark) bölümlerin başlangıç yerini işaretlememiz gerekiyor. Bunun için işaretleyeceğimiz bölümü seçiyoruz. Ardından Yer (imi) işaretleyicisini açıp kutucuktaki boşluğa bölümün ismini yada kısaltmasını yazıyoruz. Burada dikkat edilmesi gereken iki şeyden biri yazdığınız isimde boşluk olmaması. İkincisi ise karakterler İngilizce olmalı. Yani içinde ç,ğ,İ,ü,ö geçmemeli. Örnek olarak ben B1, B2 gibi isimler tercih ediyorum.



Giriş ve son söz dahil tüm bölümlerin işaretliğinden emin olduğunuzda, ilk sayfalardan birinde yapmış olduğunuz, bölümlerin sırasıyla isimlerinin bulunduğu İçindekiler kısmını açabiliriz artık. Ben kendi çalışmamda bu sayfaya Bölümler adını vermiştim.

Bu kısımda yine link atacağınız bölüm ismini seçerek Yer İşaretleyicisinin hemen sol yanındaki ‘Hyperlink’ sekmesini açıyoruz. Kutucuğun sol tarafındaki ikinci seçenek olan ‘Bu Belgede Yerleştir’ kısmının açık olduğundan emin olduktan sonra hemen orta kısımda az önce işaretlediğimiz bölümlerin isimlerini göreceksiniz. Doğru ismi seçip onayladığınızda linki oluşturmuş olacaksınız.


Sizin de göreceğiniz üzere bölüm isimleri mavi rengi alıp, bağlantıları kuruluyor. Hatta üzerine geldiğinizde Ctrl+Click yazacaktır. Bu şekilde o bölüme hızlı bir kısayol eklemiş olduk.


Bu işlemi tamamladıktan sonra iş, yaptığımız düzenlemenin çalışıp çalışmadığını kontrol etmeye kalıyor. Bunun için önce linklerin üzerini tıklayıp (Ctrl+Click) doğru yere gittiğinden emin olduktan sonra tekrar Yer İşaretleyicisini açarak daha önce verdiğimiz isimleri seçip kutunun içinde sağda en alttaki ‘Git’ (Go to) sekmesine tıklıyoruz. Doğruca işaretlediğiniz sayfa başlığına gelmiş olmanız gerekiyor. Gelmediyseniz o sayfayı bir daha işaretleyip linkini tekrar yapmalısınız.

Yer işaretleyicisini kapatmadan önce yapmanız gereken son işlem kutucuğun en altında bulunan ‘Gizli Yer İşaretleri’ (Hidden Bookmarks) kısmını işaretleyerek hataları görmek olcaktır. Zaten işaretliyse, işareti kaldırıp tekrar işaretleyin. Böylece bölüm isimleri içinde word dosya düzeninin neden olduğu ufak hataları görebilirsiniz. Bunları da teker teker işaretleyip sağdaki sil seçeneğinden temizlemelisiniz.


Yazar: Jakob Corewill - 1/31/2019

JUMANJI WELCOME TO THE JUNGLE


Film tanıtımı köşemizin bu bölümünü ayırdığımız 'Jumanji Welcome to the Jungle' filmi bizlere hiç de yabancı değil aslında.

Jumanji bir oyun ve onu ilk tanıdığımızda kağıt üzerinde zarlarla oynandığı zannetmiştik oysa başka bir dünyaya açılan bir kapı görevi olduğunu öğrenmiştik. 2. filmle aslında oyunun her ortamda olabileceğini kavramış bulunuyoruz çünkü bu sefer karşımıza bir video oyunu olarak geliyor.

1995 yılında çekilmiş ilk Jumanji filmi, Robin Williams'ın üstün oyunculuk yeteneği ve usta oyunculuğuyla harika bir seyirlik haline gelmişti. Bu filmi bile artarda üç defa izleyen ben bile yeni çekilen filmden o kadar umutlu değildim aslında.

Ancak iş kadroyu gördüğümde tamamen değişti. Dwayne Johnson, Karen GillianKevin Hart ve Jack Black'ten bahsediyorum tabii ki. 

Aksiyon ve komedi filmlerinin ustası Dwayne, Doctor Who ve Galaksi Koruyucuları ile ün yapmış güzeller güzeli Karen, resmini bile gördüğümde içimden gülmek gelen süper komedyen Kevin ve usta oyuncu Jack, Jumanji fimini haliyle bir gömlek üste taşımayı bilmiş.

Filmin kısaca özetine gelirsek karakter olarak birbirine çok zıt olan dört liseli genç okuldaki hareketlerinden dolayı ceza alır. Onlara verilen görev eski eşyaların olduğu bodrumdaki geniş odayı düzenlemektir. Orayı temizlerken buldukları video oyunu ilgilerini çeker ve oynamaya başlarlar. İşler bundan sonra karışır çünkü kendilerini bir anda vahşi bir ormanın içinde bulmuşlardır. 

Asıl karışıklık ise şekillerinin değişip tıpkı oyundaki karakterlere dönüştüğünü anladıklarında yaşanmaya başlayacak, zamanla bir oyun içinde olduklarını ve bazı güçlerinin olduğunu keşfedeceklerdir.

Buradan kurtulmaya çalışan ekibin tek çaresi oyunu bitirmektir ve bu amaçla birbirlerine destek olmayı öğreneceklerdir.

Oldukça iyi aksiyon son derece komik sahnelerin olduğu müthiş bir film, Jumanji Welcome to the Jungle. Mutlaka izleyin.


  
Yazar: Jakob Corewill - 1/31/2019

THE ORVILLE


Geçen senenin sonunda yayınlanmaya başlayan yepyeni bir diziyi daha sizlere tanıtacağım. The Orville konusu itibari ile Star Trek serilerine benziyor ancak çok daha eğlenceli bir hale gelmiş durumda.

Bundan dörtyüz yıl sonra insanoğlunun keşif çalışmaları oldukça ileri düzeye ulaşmış, evrenin öbür ucunda bulunan yerlere uzay gemileriyle rahatlıkla gidebileck düzeye gelinmiştir. Uzay federasyonuna bağlı bir gemi olan The Orville ve onun sansasyonel mürettebatı, farklı uzaylı ırkları bünyesinde toplamış, değişken yapısıyla ilgi çekici maceralarına devam ediyor.

Dizi son zamanların sıkılmadan izlenebilecek eğlenceliklerinden biri olacağı kesin. Şu sıralar 2.sezonu oynayan diziyi keyifle izleyebilirsiniz.

Yazar: Jakob Corewill - 1/31/2019

EN İYİ KİTAP SÖZLERİM 006

 Orta Evren Günlükleri - Ruh Tututcuların Yükselişi

'İnka, öldürdükleri Coveniusların kokuşmuş cesetlerinden oluşturulan tepenin üstüne tırmanmıştı. İğrenç yaratıklar, şimdiye kadar binlerce canlıyı diri diri doğramış oldukları üç başlı vahşi kılıçlarını çekerek hızla kendisine doğru geliyordu. Ölümü çağrıştıran gecenin siyahını keskin bir hançer gibi yaran mavi kristal küresinin ışığı, onun puslu rüzgârın altında dalgalanan altın sarısı saçlarının üzerindeki pırlanta tacına, gümüş zırhına, asasına ve korkusuzca bakan buz mavisi gözlerine yansıyordu.'
Yazar: Jakob Corewill - 1/31/2019

29 Ocak 2019 Salı

STAR TREK DISCOVERY


Son yıllarda en kaliteli film ve dizi yapımlarına el atan Netflix, Star Trek seri filmlerini aratmayacak harika bir diziyle yine karşımızda.

Sivri kulaklı komutan Spark'ı daha çocukken tanımış biri olarak bölümlerini heyecanla takip ettiğim bu seriyi sizlerle paylaşmak istedim. 

Şu sıralar Star Trek Discovery Sezon 2 vizyona girmiş durumda ve ilk iki bölümünü izlerken Discovery ekibinin hiç hız kesmeden maceralarına devam edişini seyrettim.

Dizinin hiç bir görevde yılmayan cesur karakteri Michael Burnham Star Trek Enterprice kaptanı ile yeni maceralara atılıyor. Komutan Saru ise her zaman ki gibi ilginç karakteriyle diziye damgasını vurmuş durumda. 

Hayal gücünüzün sınırlarını ve hatta ötesini zorlayan yapısı, zekice işlenmiş konusu ve ne kadar ileri bir seviyede uygarlık olabileceğimizin en güzel örneklerini vermesi diziyi, filmleri kadar çekici kılıyor. Mutlaka izlemelisiniz. 


Yazar: Jakob Corewill - 1/29/2019

GOOGLE TREND TÜRKİYE



Türk Dizi Polemiği 

Bir insanın canı niye her gün dram çeker? Aldatma, hapis, kaçırılma ve acımasızlığı ekranda ilgiyle izleyen insanlar nasıl bir duygu durumuna geçiyorlar ? İnsanlar acaba kendi hayatlarından daha iyi ve daha kötüsünü bir yerde görünce rahatlama mı yaşıyorlar? Yaşadıkları olaylar onları yeterince uyaramıyor mu da böyle abartılmış durumları görme ihtiyacı içerisine giriyorlar?

Psikolojisi bozuk, devamlı sinir krizi geçiren kadınlar, birbirine kabadayılık yapan erkekler, bu dizilerdeki rolleriyle acaba toplumu hipnotize etmeye mi çalışıyorlar?

Televizyon seyretmekten başka alternatifi olmayan yada başka bir alternatifi düşünemeyecek kadar sığ insanları somürebilmek için mi tasarlanıyor bu yapımlar?

Halkın ruh sağlığını bozmak, kamuoyunu farklı yerlere yönlendirmek, bazı kalıplaşmış davranış tarzlarını iyice içselleştirmek, halkın düşünebilme yetisini engellemek için diziler son derece etkili bir medya aracı olarak mı kullanılıyor?

Hadi bir beyin fırtınası yapalım. Bu dizilerde sürekli bir dram hali mevcut. Oysa ki hiçbirinde sisteme başkaldırı, isyan, eleştirisel bakış, hadi bunları geçelim, kaliteli aksiyon, iyi oyunculuk, zekice senaryolar yok.

Gelelim cinsel tabu yaratmaya. Kadınlar üzerinde şiddetin neden bu kadar arttığını anlamak için çok uzaklara gidip, çok okumaya gerek yoktur herhalde. Yapmanız gereken akşam saatlerinde herhangi bir kanalı açıp Türk dizisi seyretmek. Çünkü bu dizilerde kadın tek başına bir varlık ve insan karakteri olarak değerlendirilmiyor maalesef. Bu dizilerdeki ortak kadın karakterleri, okumayan, öğrenmeyen, tek dertleri aşk, para, aile, hatta fesatçılık ve kışkırtma olan tipler genellikle. Eğitimli olanlar ya çok az görünür yada zaten senaryoda o tarz bir karakter olmamalıdır.

Erkekler ise ya zengin ya da efedir. Aralarında zekası ile iş görebilecek bir karakter bulamazsınız. Bu bozuk karakter yapılarını canlandıran oyuncuları canla başla takip etmeye çalışan, hayatının o kesimine bu rol modellere adayan değerli, zeki, çalışkan, çevik, aziz Türk toplumunun çağdaş insanları da kendileriyle bu karakterleri bağdaştırıp ona göre yaşamaya başlamıştır.

Bu durum ise bizi yukardaki Google Trend Türkiye tablosuna getirmiştir. İlk altıda üç adet Türk dizisi trend olmuş ve diğer günlerde de bu durum pek değişmiyor.

Bu fikirleri destekliyorsanız tepkinizi bunları izlememekle değil tercihlerinizi değiştirerek yapabilirisiniz. Televizyon yerine sinemaya gidin, kitap okuyun, yada bir film kiralayıp evde izleyin. Hava iyi olduğu zamanlar bir çay içmeye veya yürüyüşe çıkın. Bir şeyler araştırın. Mutlaka öğrenmek istediğiniz ve sürekli atlattığınız projeler vardır. Artık atlatmayın.
Yazar: Jakob Corewill - 1/29/2019

EN İYİ KİTAP SÖZLERİM 005


'İğrenç duvarın içinden gelen leş kokusunu hissedebiliyordum. Orada dallarla mücadele ederken koyu yeşil ve kırmızıya çalan çalıların içinden akan kanları gördüm. Kanlar zeminde, duvarın bittiği yerdeki kanallara akıyor ve kan doğruca sola, aşağı doğru gidiyordu. Duvarın bittiği yerde ise gökyüzüne uzanan kocaman kara bir kule görünüyordu.'



Yazar: Jakob Corewill - 1/29/2019

EKİTAP YAYINLAMA / BÖLÜM 2



2.BÖLÜM – BOŞLUK VE NOKTA TEMİZLİĞİ / BÖLÜM ARASI VE KİTAP BAŞLIĞI DÜZENLEME

Çalışmanızdaki boşluk ve noktaları temizlemek sizin e-kitabınızın gösteriminde oluşacak sorunları ortadan kaldırmanız için çok önemli bir işlemdir. Bunun için ana sayfanın üzerindeki ‘Göster/Gizle’ işaretine basıp hatalarımızı ayıklamamız gerekiyor. Bu hataları rahatlıkla görebilirsiniz. Mesela gereksiz boşluklar, gereksiz noktalar ve işaretler bu işaretçi sayesinde hemen gözünüze çarpacaktır. Öncelikle bunlardan kurtulmalıyız.



Üstteki resimde gördüğünüz gibi birçok gereksiz nokta ve boşluk bulunmakta. Bunları silelim. Burada bahsetmek istediğim bir diğer işaret, yazıda geçen Tab karakterleri. Bunlardan hızlıca kurtulmak için sağ üstte bulunan Bul’a tıklayarak açılan kutucuktan sol altta bulunan ‘Dahası’(More) kısmına gidelim.

Oradan Özel Karakterlere (Special) tıklayıp, onun içindeki listeden Tab karakterini seçtiğimizde, işaret bul kutucuğuna gelecektir. Ardından üstteki Yer Değiştir’e (Replace) tıklayarak, alttaki kutuyu boş bırakıp hemen onun da altında bulunan seçeneklerden Hepsini Değiştir’e (Change All) tıkladığımızda tüm Tab işaretleri ortadan kalkmış olacaktır.



Sıradaki işlemimiz, bölümlerin arasına sayfa boşluğu bırakmak ama önce şunu hatırlatmak isterim; her beş sayfada bir boşluk bırakıp bölüm yaratmanız iyi olacaktır çünkü bu sayede e-kitap okuyucuları kolayca kaldıkları bölümden okumaya devam edebilir, yada o bölümü hemen açma şansına sahip olurlar.

Bölümleri ayrımada kullandığımız özellik üstte ‘Ekle’ (Insert) sekmesinin hemen üçüncü sırasındaki ‘Sayfa Sonu’ (Page Break) kısmı. Bitirdiğiniz bölümün hemen altındaki başlığın en ön kısmına tıklayıp, sayfa sonuna basarsanız, arkadan gelen bölüm bir diğer sayfaya kaymış olacak ve böylece düzenleme yapmak çok daha kolaylaşacak.


Kitap başlığı sayfası yapmak tamamen sizin tercihinize kalmıştır. Zaten kapak olacağı için tercih etmeyebilirsiniz ama ben her zaman içindekiler kısmını düzenlerken kitap ismini ve adımı bu kısmın hemen üzerine yazıyorum. Yazı karakterini de kendime göre düzenleyip değiştiriyorum. Çok şık duruyor bana göre. Bu sayfada ayrıca bölümler (İçindekiler) değil sadece ana konu başlıkları yer alıyor. Hemen arkasına ayrıca yapacağımız bölümler sayfası ise e-kitabın en önemli kısımlarından bir tanesi.
Yazar: Jakob Corewill - 1/29/2019

28 Ocak 2019 Pazartesi

THOR RAGNAROK




Merhaba. Bugün sizler için seçtiğim 2017 yapımı bir film olan Thor Ragnarok, izlediyseniz tekrar izlemek isteyeceğiniz çok eğlenceli bir yapıt.

Kısaca konuya göz atacak olursak yaklaşmakta olan Norse kıyameti burada spoiler olarak verilmiş durumda. Asgard'tan çok uzakta, evrenin diğer tarafında hapsolmuş olan Thor çıkış yol bulmaya çalışmaktadır. Üstelik güçlü çekici de kızkardeşi tarafından ilk karşılaşmalarında yok edilmiştir ve efsanevi şehir Asgard yıkımın eşiğindedir. Ragnarok'un zamanı gelmiş, gerçekleşirse tüm Asgardlıları öldürecek olan yok oluşun sorumlusu acımasız kızkardeş Hela olacaktır. Thor, Asgard'ı kurtarabilmek için öncelikle özgürlüğünü kazanmalıdır. Bunu yapabilmesinin tek yolu ise eski müttefiki Hulk'u yenmek ve onu kurtarıp çekicini tekrar oluşturabilmektir.


Son olarak benden izleme keyfi açısından  tam not alan film, kaçmamalı. Aşağıda filmin fragmanını izleyebilirsiniz. Ayrıca kendi hazırladığım Thor Ragnarok türkçe dublaj videosunda en komik sahnelere göz atmalısınız bence.



Yazar: Jakob Corewill - 1/28/2019

GOTHAM


GOTHAM: Kötülüğün, hırsızlığın, yolsuzluğun ve ahlaksızlığın, iyilik tohumlarını yok ettiği, delilik sınırlarını zorladığı, kasvetli ve karanlık şehir. 

Ra's al ghul'u, joker'i, Fish Mooney'si, Falcone'u ile kötülerin ısrarla yok etmek istediği ama bir türlü başaramadığı şehirde ne olursa olsun en sonunda dengeler yerini buluyor.

Dizinin baş karakteri Dedektif Jim Gordon, tüm kötülüklerle mücadele ederken başına gelmeyen kalmayacaktır. Batman serilerini izleyenler için tam bir bulmacaya dönen dizide karakterlerin ilk halleri sizi şaşırtacak.

Bruce Wayne'nin çocukluğu tam bir hayalkırıklığı olsa da uşağı Alfred için aynı şeyi söyleyemeyiz. Belki de gelmiş geçmiş en iyi uşak karakteri ile başbaşayız. 

Penguen'i ve bir zamanlar ne halde olduğunu görmek çok iyi bir deneyimdi aslında çünkü bu karakterde tam bir özümseme ile karşılaşıyoruz. Dizinin neredeyse tamamını sırtına almayı başaran Penguen, yeri geldiğinde çok kötü, yeri geldiğinde tam bir deli, yeri geldiğinde ise şehrin en önemli savunucusu.

Dizide iki şey çok ilginç hale geliyor. Birincisi Jim'in eski sevgilileri ve sonradan kötü kadına bürünmeleri. Barbara ve Lee ilginç şekilde kötüleşiyorlar. İkincisi ise kötülerin bir türlü ölmemesi. Penguen, Riddler, Joker, Butch, Ivy, Selina öldükten sonra dirilenlerden sadece birkaçı.

Şu an beşinci ve final sezonuna girmiş olan dizi her ne kadar karakterlerin Batman serisine çok uymaması ve anlamsız geri dönüşleri olsa da akış ve seyir zevki açısından ortanın iyisi bir hale gelmiş durumda. İyi seyirler.

Yazar: Jakob Corewill - 1/28/2019

HÜLYA AVŞAR, EFSANE SAHNE



Hülya Avşar'ın Kendini Tatmin Ettiği Sahne Yeniden Çekildi




Mine Kılıç 'Dilber'i canlandırdığı dizi olan 'New York In New York'ta , 26 yıl önce Hülya Avşar'ın 'Berlin in Berlin'deki masturbasyon sahnesini tekrarladı.
Yazar: Jakob Corewill - 1/28/2019

EKİTAP YAYINLAMA / BÖLÜM 1




Değerli okuyucular, bu kitabı yazmamın ana nedeni, üzerinde yıllarca emek vererek yazdığım romanlarımı bir türlü yayınlayamamış olmamdan dolayı verdiğim karar neticesinde yaşadığım tecrübeleri ve kitaplarımı dünyanın her köşesindeki online mağazalara nasıl ulaştırdığımı (Üstelik hiç bir ücret ödemeden) sizlerle paylaşmak istememdir.

Başlamadan önce bilmenizi isterim ki bu hiç de kolay olmayan bir yolculuk olacak. Ancak biraz çabayla ve bu rehber sayesinde kitabınızın en azından internet üzerinde satışının yapılmasını, daha da önemlisi okuyucuyla e-kitap olarak buluşmasını sağlayacaksınız.

Bazı noktalarda oldukça kafanız karışacak, bazı yerlerde belki nasıl yapabileceğinizi karıştıracaksınız. Bu durumların neredeyse hepsiyle karşılaşmış ve onları çözmüş biri olarak, size önerim kitapta sizin için hazırladığım ipuçlarını atlamadan yola devam etmenizdir.

Eğer bu ipuçları işinize yaramazsa, onları daha derin şekilde araştırıp, geliştirmek sizin elinizde ama şunu söylemeliyim ki kitabınızı, yurt içinde D&R, Google E-Kitap, yurt dışında ise Barnes&Nobles, I-Book gibi en iyi online mağazalarda görmenin verdiği keyif bir yazara yetiyor. Saygılarımla.

1.BÖLÜM – E-KİTAP NASIL OLUŞTURULUR? / WORD DOSYASI ÜZERİNDEKİ İLK DÜZENLEMELER

Bu bölüme başlarken ilk olarak yayınladığım kitabımın (YAZGI – Fantastik, Polisiye Olaylar Serisi) ilk 6 bölümünü seçip, bunu sizler için e-kitap haline getirdim. Konuyu takip ederken resimlerle desteklediğim yapım aşamalarını ayrıntılı olarak görebileceksiniz.

Yazgı Örnek Bölümleri okumak için: https://goo.gl/PFNaun

Kitap Satış Linki, D&R: https://goo.gl/XLpBSF

E-Kitabımızı oluşturmaya başlamadan önce çalışmanızın tam olarak bittiğinden emin olduğunuzda ilk olarak yapacağımız şey dosyanızın tamamını seçerek (Ctrl A) kopyalayıp (Ctrl C), yeni bir not defteri dosyası açarak onu içine kaydetmek (Ctrl V) olacak. Ardından tekrar not defterine kaydettiğimiz çalışmamızı kopyalayıp, onu yeni bir word dosyasına kaydedelim. Bu bizim yazarken yaptığımız tüm yazım kuralı değişikliklerinden kurtulmamızı sağlar. Bu şekilde yeniden e-kitap için düzenleme yapacağız.



Resimde de açıkca gördüğünüz üzere yazarken yaptığımız tüm ayarlamaları kaybetmiş durumdayız. Asıl işimiz bundan sonra başlıyor. İlk yapacağımız işlem bu dosyayı Word97-2003 Document formatında kaydetmek. Bundan sonraki çalışmalarımızı bu dosya üzerinde devam edeceğiz. Bunu farklı kaydet seçeneğini altındaki ok işaretine tıklayarak rahatlıkla yapabilirsiniz.

Sıradaki işlem yazı sitili ve aralardaki boşlukların ayarlanması işlemi. Bunun için aşağıdaki resimde görünen ‘Sitiller’ kısmına tıklayarak oradaki listeden ‘Normal’ şıkkını seçip onu da açarak ‘Modify’ yani ikinci sıradaki ‘Değiştir’ kısmına geliyoruz. Onun sol alt köşesindeki format bölümünden paragrafı açtığımızda olması gereken ayarlarımız ikinci resimde görüldüğü şekilde sağa yanaşık, boşluk bırakmadan, ‘Multiple (Çoklu)’ ve 1,15 aralıkla olması gerekmekte.



Şimdi bölümlerimizin başlıklarını düzenlememiz gerekiyor. Bunun için önce başlıklarımızı seçip, ana sayfa kısmından ‘Title’ (Başlık) yazan yere tıklamanız yetecektir.


İlk başta yaptığımız işlemden kaynaklanan bir başka sorun da paragraf başlarıydı. Bunu düzenlemek için cetvelinizin açık olması gerekmekte. Çalışmanızın tümünü seçtikten sonra cetvelin sol köşesinden tutup üç hamle sağa kaydırdığınızda (Bir cm’den biraz eksik) paragraf girişlerinizin boşluklarını vermiş olacaksınız. Buradaki tek sorun bölüm başlıkları. Onları tekrar seçip, cetvelden geriye çekmeniz gerekiyor. Bu sayede tam ortalanmış olacaklardır.


Yazar: Jakob Corewill - 1/28/2019

SON ÇINAR - MİNİ ÖYKÜ / 2.BÖLÜM


Yanan bölge yeni gelen yatırımcılara bir arazi sağlamış ve o bölgeye yeni bir bina yapmaya başlamışlardı. Yanı başımızda yaşayan ve diğer yerden gelen yüzlerce insan ellerinde pankartlarla hep bir ağızdan bağırıyor, binanın yapılmasını engellemeye çalışıyorlardı. Protesto eden grupların tüm çabasına rağmen, bu büyük binanın yapımına başlanmış, askeri kuvvetler tarafından bastırılan protestocular dağılmıştı. Etrafı çitlerle çevrili bu dev yapı kısa zamanda inşa edilmiş ve hükümet tarafından koruma altına alınmıştı. Bu yapı insanoğlunun birbirlerini yok etmeleri için araç sağlamaya yönelik bir fabrikaydı. Bu da onların ne kadar düşüncesiz ve bencil olduğunun bir diğer kanıtıydı. Güç elde etmek ve diğerlerine karşı üstünlük sağlamak için yaptıkları bu silahlar yine kendi türlerinden birçoğunun ölmesi anlamına geliyor, tamahkârlıkları gün geçtikçe artıyordu.

Bizim için ise buna seyirci kalmak çok acı olacaktı. Yaşam, bizim değerlerimizin en üst seviyesindeydi ve onlar güç için birbirlerinin yaşam hakkını almaktan hiç çekinmeyeceklerdi. Fark edemediğimiz tehlike ise zamanla kendini gösterecek ve engellemek için çok geç kalacaktık.

Dev fabrika faaliyete geçmiş, doğayla ilk teması ise hava yoluyla olmuştu. Binanın üç dev bacasından çıkan ve ölümün gölgesini andıran kara bulutlar üzerimize kâbus gibi çökmüş, ne yapacağımızı bilememiştik. Bizler doğanın nefesiydik ve şimdi bu nefesi tıkamaya çalışıyorlardı.

Sert esen meltem ve lodos bizi rahatlatıyordu zaman zaman. İşte o dönemlerde hızlı hızlı nefes alıp vererek kendimize enerji topluyor ve doğanın nefesini idareli harcamaya uğraşıyorduk fakat tehlike sadece bundan ibaret değildi.

Zamanın yavaşça akması, sükûnetimizi korumamızı sağlamaya yardımcı oluyor ve biz etrafımızda olan değişiklikleri ibretle izliyorduk. Üzerimizdeki ölümcül sis tabakasıyla yaşamaya alışmıştık ama her zaman içimizi ferahlatan o masmavi deniz ve meltemle gelen taze yosun kokusu yoktu artık. Yeşilin ve sarının koyu tonları hükmetmeye başlamıştı deniz canlılarının evine. Pislik ve hastalık kokmaya başlamış, ilk ölümleri de o ara görmüştük. Değişime dayanamayıp, çaresizce nefes almaya çalışarak karaya vuran balıklar yaşamın ince çizgisinin en zayıf halkaları olmuşlardı. Hüznümüz artmaya başlamış, hatta yeterince çabalamadığımız için kendimizi suçlamaya başlamıştık.

Denizin değişmesi sadece bir işaretti aslında. Toprağın, fabrikadan sızıp içine giren zehirli maddeleri bize taşıması çok zaman almamıştı. Önce köklerimizde karıncalanma hissetmiş, sonra tüm bedenimizin uyuştuğunu fark etmiştik. Uyuşukluk geçtiğinde ise tüm damarlarımız patlarcasına acımaya başlamış ve hayat suyumuzun çekildiğini anlamıştık. Kuruyorduk birer birer. Birçoğumuz zehre maruz kalmış ve acı içinde ölmüştü. En güçlülerimizden sadece bir kaçı ayaktaydı. Denge bozulmuştu.

Ben ve diğer birkaçımız, köklerimizin en derinlerinde artık hayatın devamlılığını sağlamayacağımızı düşünerek içten içe ciddi bir yaşam kaygısı taşıyıp, toprağa haykırıyor, acımızı paylaşıyorduk. Artık meltem ve lodosun da yapabileceği bir şey kalmamıştı. Onlarda sessizce çekilmişlerdi köşelerine. Doğada çıt çıkmıyordu.

Ölüme terk edildiğimizi düşünüyorduk ama ne kadar yanıldığımızı anlamamız uzun sürmeyecekti. İnsanoğlu bu duruma fırtına önce sessizlik diyordu, biz ise doğanın savaşçı ruhunun nefesini tuttuğunu. O, nefesi bıraktığında gelenin adı tsunami idi. Son anda fark edebilmiştik bunu ve toprağa sımsıkı sarılarak onu kucaklamıştık. Fabrika yerle bir olmuş, içinden hiçbir canlı sağ çıkamamıştı. Uzun süre önce yerlerinden sürülen insanlar ise bu felaketi görmedikleri için şanslıydılar. Yerlerimizden sürüklenmemize rağmen köklerimiz sayesinde arkamızdaki yüce dağın eteklerine sığınmış ve hayatta kalabilmiştik. Artık, zaman bizim ilacımız olacaktı.

Toprağın, denizin ve geride kalan birkaç kardeşimle benim yaralarımızı sarıp iyileşmemiz çok uzun zaman almıştı. Ama irademiz ve doğanın yardımı sayesinde tekrar eski görevimize dönebilmiştik. Yani bir dönem başlıyordu artık.

Etrafımızda neşeyle şarkı söyleyip, süzülen kuşların yuvaya dönüşleri umudumuzun ilk tohumları olmuştu. Ardından masmavi gökyüzünü kaplayan martıları, altlarında ise denizde dans eden yunusları görmeye başlamıştık. Evlerini yeniden yapmaya başlayan karıncaların bizi kaşımalarını ne kadar özlediğimizi hatırlamıştık. Acımızı ve kederimizi unuttururcasına yeniden nefes alabilmek, dünyanın en büyük mutluluğuydu bizim için.

Kızıl gün batımında balıkçı tekneleri yeniden gezintilerine başlamış, yeni yapılan küçük iskeledeki âşıklara şahitlik yapıyorlardı. Gece ise ayrı bir güzeldi doğamız. Dolunayın canlandırdığı parlayan yıldızlar, yeni oluşan kumsalı aydınlatıyordu keyifle. Hemen gerisinde ise biz ve ev sahibimiz olan dağ yamacı kalmıştı. Geride kalan kardeşlerimle bağlarımız sıklaşmış, birbirimize sıkı sıkıya tutunmuştuk.

Bu güzellik, diğerlerini de yavaş yavaş kendine çekmiş ve kalabalıklaşmaya başlamıştık. İnsanlar burada kalmak ve bu güzelliği paylaşmak istiyor, biz de bunu memnuniyetle karşılıyorduk. Bu her ne kadar güzel bir his olsa da, bundan faydalanmak isteyenlerin de olabileceğini hiç fark etmemiştik. Her zamanki gibi insanoğlunun açgözlülük hissi devreye girmiş, kumsalı, insanların kalabileceği yerler inşa ederek onlardan kazanç sağlamak için değiştirmeye karar vermişlerdi.

Yeni dönem oteller dönemiydi. Onlarca otel yan yana dikilmiş ve sahte görüntüleriyle etraflarını bize benzetmeye çalışmışlar, bunları yaparken de kardeşlerimin tamamını keserek öldürmüşlerdi. Onlar için hızlı ve acısız bir ölüm, benim için ise katlanılması çok zor bir kayıptı bu. Belki en eskileri olduğum için, belki de görüntüm onlara uyduğu için beni sağ bırakmışlardı. Tutunacak hiç kimsem kalmamıştı. Savaşım devam ediyordu ama yalnızlığım beni tüketiyordu.

Artık anlıyorum açgözlü insanoğluyla savaşılmayacağını. Çünkü başlarına ne gelirse gelsin bundan ders almıyor, yine bildiklerini okuyorlar. Artık yapabileceğim tek şey kaldı o da onlara son bir ders vermek. Tüm acımı, yalnızlığımı ve öfkemi köklerime ulaştırdım.

“Doğa ana, ben kalan son çınarım. Bana verdiğin görevi artık yerine getiremeyeceğim ama yapmam gereken son bir şey var. Bunu gerçekleştirmem için bana yardım et!”

Son çınarın sesine cevap veren yeryüzündeki diğer kardeşleri, kökleriyle toprağı titretti ve toprak insanoğluna son dersi vermek için harekete geçti. Tarihin şimdiye kadar görmüş olduğu en büyük depremi gerçekleşiyor, kıtalarda oluşan çatlaklar suyla dolarak, dünyayı yaşanamayacak bir duruma getirmeye başlıyordu. Kaçınılacak durum ortaya çıkmış, açgözlülük insanlara kendi sonlarını getirmişti.
Yazar: Jakob Corewill - 1/28/2019

SON ÇINAR - MİNİ ÖYKÜ / 1.BÖLÜM


Doğa savaşçılarıydık biz. Yaşamın kilit noktasında, doğaya, hayata ve sevgiye dair ne varsa savunmaya ant içmiştik. Çok çetin badireler atlatmıştık kardeşlerimle. Şimdi hepsi gitti, hüzünlü anılarını ve hayat izlerini arkalarında bırakarak. Yavaş yavaş yok edildiler acımasızca.

Ben en sonuncusuydum. Zamanımın azar azar tükenmekte olduğunu biliyordum. Yaşamak için hayata sımsıkı sarılmış, yalnızlığımın acısını sineye çekerek umudumu yitirmemeye çalışıyor, doğanın bana sunduğu muhteşem nimetleri sabırla paylaşmaya devam ediyordum.

Yüzlerce yılın ağırlığı vardı üzerimde. Köklerim, geçmişe sımsıkı bağlı, atalarıma kadar uzanıyordu. Onlar ki yaşamın temel taşları, doğanın en güçlü koruyucularıydı.

Asırlar boyu süren savaşta bu büyük mücadelede yanımızda olanlar da gücünü yitirmeye başlamıştı artık. Gelişen yeni düzen yok olmamızı istiyordu. Bizim yok olmamız onların da yok olması demekti. Elbette farkına varacaklardı ama artık çok geçti. En güçlülerimizi yok ettiklerinde başlarına gelenlere anlam verememişler ve başka yöntemlerle durumu düzeltmeye çalışmışlardı.

Zaman hep bizim yanımızdaydı belki ama açgözlülük ile savaşamazdık çünkü bu, yeni nesillere hızla aktarılan bir düşünceydi ve her nesil daha da saldırgan olarak yetişiyor, açgözlülükleri daha da artıyordu.

Yine de hayatı paylaşmaktaki savaşım devam edecek ömrüm boyunca ta ki bu düşünceleri değişinceye kadar.

Deniz yosunlarının taze kokusu geliyor burnuma. Kim bilir ne zamandır hissetmemiştim bu baharla gelen meltemin sürüklediği taze duyguyu. Ağaçkakanlar, tıkırtılarına başladılar yine her sabah olduğu gibi. Kışa hazırlanmak için belki çok zaman var ama yuva kurmaları da sabır ister onlar için. Deniz huzurlu bir güne hazırlanıyor. Ne de olsa yuvası olduğu canlılara rahatlık sağlaması gerekiyor. Toprağın yiğit işçileri, yemek biriktirme işlerine hız kazandırmış, her zamanki düzenlerinde yol alıyorlar. Ne de çoklar? Ne zaman bu karıncaları hissetsem tatlı bir kaşıntım olur, hafifçe ürperirim ama aynı zaman da mutlu eder beni.

Toprak; Bağımlısı olduğum muhteşem varlık. İçinde olmak ta dışında olmak ta ayrı bir zevktir. Hem üremenin kaynağı hem de huzura kavuştuğumuz yerdir o. Tekrar tekrar doğaya sunar bizi bıkmadan, usanmadan. Arkamda, toprağı ve bizi besleyen yüce dağ ise geriniyor sabah seheriyle güne hazırlanmak için.

İşte böyle bir yerde yaşıyorum hüzünlü hatıralarımla. Çok olay gördüm geçirdim ama o ilk mücadeleyi hiç unutmuyorum.

Yüce dağın eteklerinde yerleşmiştik kardeşlerimle. Sevgi ayı gelmesine rağmen, onun en yüksek tepelerindeki, doğanın saf yüreğini aksettirircesine yeşil elbisesinin üstüne sarılmış olan ve güneşin yeryüzüne düşen gülümseyen yüzünü bize yansıtan ak pelerinini hâlâ görebiliyorduk. Hemen eteklerinin bittiği yerde, sımsıcak çalıların içinde yerimizi almış ve deniz kıyısına kadar yayılmıştık özgürce.

Camgöbeği rengi durgun kıyının içinde görkemli resmimizi görmek bizi şaşırtırdı bu zamanlarda. Denizin mavisi, gökyüzüne renk veriyor, baharın sesleri neşelendiriyordu doğamızı. Yeşilin her tonunu veren sudaki aksimizle, havada aceleyle kanatlarını çırpan ardıç kuşlarının gölgeleri birbirine karışıyor, gölgeleri takip edip yakalamaya çalışan deniz kefalleri uçuşuyordu sakin deniz yüzeyinde.

Bulunduğumuz yer, yeryüzüne cennetten kopup gelen bir parçasıydı sanki. Suyun rahat zeminine kurulmuş geniş kara parçasının denize uzanan kolunun üzerindeydik.

Yetiştiğimiz geniş arazide hayatı sürüklemek için yanı başımızda, var gücümüzle çalışıyorduk. Zaman kavramımız yoktu ama belki yüzlerce yıl önceydi. İlk gelenleri gördüğümüzde şaşırmış ama gizlice izlemeyi tercih etmiştik. Önceleri, iki ayaklılar diyorduk onlara kendi aramızda. Bu türe daha önce hiç rastlamamış ve ne olduklarını anlayamamıştık ama zamanla onlara karşı duyduğumuz ilk hislerin ne kadar yanlış olduğunu fark edecektik. İnsandı onlar. Temel içgüdüleri ne kadar gelişmiş olursa olsun, amaçları için kendi kendilerini bile yok etmekten çekinmeyen bir tür.

O zamana kadar hiç iki ayaklı görmemiştik ama ilk gelen ikisinin aynı türün farklı cinsleri olduklarını anlayabilmiştik. Birbirlerini usulca sokulmuş bağlılıklarını pekiştiriyorlardı. Âşıklardı onlar. Sevgi bizim de en değer verdiğimiz histi. Onları anlıyor ve takdir ediyorduk. Birbirlerinin isimlerini kazıyorlar, başkalarının görmelerini ve aşklarının ölümsüz olduğunu haykırmak istiyorlardı.

Sonra gelenler ise kendi bencilliklerinin kurbanı oldular. Kamp kurmuş birkaç kişi vardı aralarında. Doğanın onlara sunduğu canlıları avlayıp beslenmelerini tamamlamışlardı ama bir şeyi unutmuşlardı ayrılırken. Kamp ateşini tam olarak söndürmemişlerdi. Bahar aylarıydı. Sıcak ve sert esen bir lodosun tanıklığını yapıyordu doğa.

Ateş; İnsanoğlu onu keşfettikten sonra hayatta farklı adımlarla yürümeye başlamış, belki her şey değişmişti onlar için ama bizim için hep aynıydı. Kontrol edilemezse neler olabileceğini düşünmeyen varlıkların bu gücü nasıl kullanacaklarını bilmemeleri çok cahilceydi.

Ateşin bize ulaşması uzun sürmedi. Azar azar artan acımız bir süre sonra lodosun da yardımıyla hat safhaya ulaşmıştı. Birçoğumuzun ortaya çıkan gaz ve dumanla nefes alış verişi zorlanmış, doğaya gereken nefesi sağlayamamıştık. Yanı başımızda yaşamaya başlayan insan topluluğu yangını durdurmak için ellerinden geleni yapıyor, denizden su çekip bize yardım etmeye çalışıyorlardı ama nafile bir çabaydı bu.

Yağmur; Doğanın, üzerinde yaşayanlara bir armağanındır o. Toprağın en büyük destekçisidir her anlamda. Bizim ise en büyük kurtarıcımız oldu.

Büyük yangın tüm hızıyla devam ediyor ve insanların çabaları yetersiz kalıyordu. Biz ise birbirimize olan bağlarımızı kullanıp köklerimizle tüm doğaya haber salmıştık. Yok olacaktık ve bu, yaşam dengesinin de yok olması anlamına geliyordu. Tüm kardeşlerimiz, çağrımızı duymuş gökyüzüne ihtiyacı olan şeyi, su buharını göndermek için tüm gözeneklerini açmış ve terlemeye başlamışlardı. Hızla toplanan bulutlar yeryüzünde şimdiye kadar görülmemiş bir yağmur deryasına başlamış, doyasıya yıkamıştı tüm küreyi.

İki hafta süren acımız son bulmuştu ama birçok kardeşimiz yanarak can vermiş, acı içindeki sessiz çığlıkları ise en kötü anılarımıza ev sahipliği yapmaya başlamıştı. Ateşin yaratıcıları ise kendi hatalarından kurtulamamış, dumandan boğulup ölmüşlerdi. Bu, gelecek olan tehlikenin de habercisiydi. Yok edilişimiz, yok edilişleri anlamına gelecekti ileride.

İşte böyle başladı ilk mücadele bencil ve düşüncesiz insanlarla ama sunduğumuz hayatı yok etmeleri o kadar kolay olmayacaktı.

Yangından kurtulan ben ve geride kalan kardeşlerim doğanın nefesini toparlaması için var gücümüzle çalışıyorduk. Asırlar boyu süren uğraşımız sonucunda, toprak çabamızı ödüllendirircesine yeşile can vermiş, çorak kalan arazi canlanmaya başlamıştı. Sayımız azalmış olsa da doğaya ve birbirimize bağlılığımız artmıştı.

Fakat insanoğlunun gelişme çabaları da son hızıyla devam ediyor, bu uğurda yollarına ne çıkarsa kontrol altına almaya çalışıyor, yapamazlar ise yok etmekten çekinmiyorlardı. Yeni gelen tehlike çok uzun sürecek bir doğa savaşının başlangıcı olacaktı. Çünkü kontrol altına alınma, kısıtlanma sırası bize gelmişti ve açgözlülüğe karşı olan ilk savaşımızdı bu.
Yazar: Jakob Corewill - 1/28/2019