Blogger tarafından desteklenmektedir.
Oooo neler var neler!

13 Ocak 2019 Pazar

KONU: ,

LEPTİN VE GHRELİN HORMONU


Leptin, en basit tabirle ilkel bir hayatta kalma aracıdır. Açlığa verdiğimiz metabolik, hormonal ve davranışsal tepkilerle doğrudan bağlantılıdır. Örneğin duygularımız ve davranışlarımız üzerinde çok güçlü bir etkisi vardır. Leptin birçok açıdan bir bekçi gibidir. Bu hormonu bir kez tam olarak algıladığınız zaman hormon sisteminizin geri kalanını idare etmek ve genel sağlığınızı kontrol altına almak çok kolay olacaktır. Leptin her ne kadar yağ hücrelerinde bulunsa da bu onun "kötü" olduğu anlamına gelmez. Vücutta aşırı miktarda bulunması elbette ki sorunlara, özellikle de dejeneratif hastalıklara ve ömrün kısalmasına yol açacaktır. Fakat leptin seviyesinin sağlıklı aralıkta olması bunun tam tersini sağlar; yaşlılığa bağlı pek çok rahatsızlığın önüne geçer ve ömrü uzatır. Bu hormona olan hassasiyetiniz ne kadar artarsa o kadar sağlıklı olursunuz. Hassasiyetten kastım, vücudunuzdaki reseptörlerin bu hormonu tanıma ve onu birçok görev için kullanma becerisidir.
Memelilerde leptinin temel görevi metabolizmayı kontrol etmektir. Çoğumuz bu görevin tiroide ait olduğunu sanırız fakat işin aslı şu ki metabolizma hızını ayarlayan tiroidi de leptin hormonu kontrol etmektedir. Leptin bütün enerji kaynaklarına hâkimdir. Acıkıp acıkmayacağımıza, yağ yakılması veya yağ depolanması gerektiğine leptin karar verir. Leptin enflamasyonun yanı sıra sinir sistemimizdeki sempatik ve parasempatik uyarılma arasındaki dengeyi de idare eder. Adrenaller ve cinsiyet hormonları da buna dâhil olmak üzere hormonal sisteminizde herhangi bir aksaklık varsa, bu aksaklığı leptin seviyenizi normal düzeye getirmeden düzeltmenizin imkânı yoktur.
Doyduğunuz zaman yağ hücreleriniz leptin salgılayarak beyninize yemeyi bırakmanızı söyler. Yani sizin fren mekanizmanızdır. Bu, leptin seviyesi düşük olan insanların neden aşırı yemek yeme eğiliminde olduklarını da açıklamaktadır.
Peki, leptin seviyesini düşüren şey nedir? Uyku eksikliği. Her ne kadar birbirleriyle çatışmaya meyilli olsalar da aslında leptin ve insülinin pek çok ortak noktası vardır. İkisi de enflamasyona sebep olabilecek (proenflamatuvar) moleküllerdir. Leptin hormonu hem vücudun enflamasyonla ilgili süreçlerinde önemli bir rol oynar hem de kendisi de bir enflamasyon sitokinidir. Tüm vücudunuzdaki yağ dokusu üzerinde oluşabilecek enflamasyonu kontrol eder. Ayrıca aşırı kilolu ve obez insanların beyin rahatsızlıklarına, akıl hastalıklarına ve nörodejeneratif hastalıklara sebep olabilecek enflamasyon problemlerine neden daha yatkın olduğunu açıklar niteliktedir.
Leptin ve insülin, vücuttaki komuta zincirinde üst kademelerdedir. Bu nedenle dengesizlikler vücudu zorlamakta ve bu hormonlar tarafından doğrudan kontrol edilmeyen her sistemi altüst etmektedir. Ayrıca leptini ve insülini olumsuz etkileyen şeyler de aşağı yukarı aynıdır ve onlara en büyük zararı karbonhidratlar verir. Karbonhidrat ne kadar rafine ve işlenmişse, insülin ve leptin hormonları da o kadar zarar görür. Aşırı karbonhidrat tüketiminin vücutaki insülin üretimine ve kan şekeri dengesine verdiği zararın, insülin direncine yol açtığını daha önce anlatmıştım. Aynı şey leptin için de geçerlidir. Leptin seviyesinde dalgalanmalar yaratan maddelerden vücuda aşırı miktarlarda girdiğinde leptin reseptörleri kendini kapatmaya başlar ve leptin direnci ortaya çıkar. Dolayısıyla da leptinin onlara verdiği mesajı alamamaya başlarlar.
Kısacası kontrolü elden bırakırlar ve siz de hastalıklar ve diğer bozukluklar karşısında savunmasız bir vücutla baş başa kalırsınız. Sonrasında leptininiz yükselse bile bir işe yaramaz, beyninize doyduğunuz ve yemeyi bırakmanız gerektiği sinyalini göndermemeye başlar. Tabii iştahınızı kontrol edemezseniz kilo alma ve obezite riskiniz artar de ki bu da beyin hastalıklarına yakalanma riskinizi artırır. Yapılan araştırmalara göre kandaki yüksek trigliserid (bitkisel ve hayvansal yağların ana bileşeni) seviyelerinin de çok fazla karbonhidrat tüketmenin leptin direncine yol açtığını göstermektedir.
Gezegendeki hiçbir gıda takviyesi leptin seviyenizi dengeleyemez. Dengeyi sağlamanın tek yolu, doğru beslenmeye ek olarak bir uyku düzeni oluşturmaktır. Leptin direnciniz var mı? Bu kendimize sormamız gereken bir sorudur.
Leptinin kilo kontrolündeki rolü ve insülin direncinin göstergeleri:
• Fazla kilolu olmak
• Ne kadar egzersiz yapılırsa yapılsın vücut şeklinin değişmemesi • Kilo vermeyi başaramamak veya kilo alımını durduramamak
• Canınızın sürekli "keyif verici yiyecekler" çekmesi
• Yemeklerden sonra halsizlik
• Sürekli stres ve anksiyete halinde olmak
• Sürekli ya da gecenin bir yarısı aç hissetmek
• Yemeklerden sonra atıştırma isteği
• Açlık trigliserid düzeyinin yüksek olması (100 mg/dL üzeri), özellikle de aynı veya daha yüksek seviyede kolesterolle birlikte
• Osteoporoz (kemik erimesi)
• Uykuya dalmada güçlük çekmek ve uykunun bölünmesi
• Yüksek tansiyon
• Sürekli şeker veya kafein gibi uyarıcı maddeler tüketme isteği
• Bel altı/kalça üstübölgede yağlanma (can simidi tipi yağlanma) Eğer leptin direnciniz olduğunudüşünüyorsanız paniklemenize gerek yok çünkü onuncu bölümde anlatılan programvücudunuzu tekrar düzene sokacaktır. 
GHRELİN HORMONU
Ghrelin hormonu leptinin aynadaki yansıması gibidir. Mideniz boş olduğunda mide tarafından salgılanır ve iştahınızı artırır. Beyninize bir şeyler yemeniz gerektiği mesajım gönderir. Tahmin edilebileceği gibi ghrelin ve leptin arasındaki denge bozulursa atıştırma isteğiniz, tokluk hissiniz, mutfaktaki baştan çıkarıcı yiyeceklere karşı koyma beceriniz ve bel ölçünüz tamamen kontrolden çıkacaktır.
Uykuyla ilgili araştırmalarda erkeklerde uyku yetersizliğinin sorumlusunun ghrelin seviyeleri olduğu görülmüştür. Bu durum iştahın artmasına ve yüksek karbonhidratlı, besleyici değeri düşük ve yendiğinde derhal yağa dönüşecek yiyeceklere yönelmelerine neden olmaktadır.
İştah hormonlarınız düzgün çalışmadığında beyninizle mideniz arasındaki bağlantı kopar. Bu da sizi aç olmadığınız halde aç olduğunuza inandırır ve zamanla karşı konulması çok zor hale gelecek açlık krizlerine, oradan da kırılması zor bir yağ depolama girdabına sürükler. Bu girdapsa sizi kan şekerinizin dengesini bozacak, enflamasyona ve beyin hastalıklarına neden olacak daha derin çıkmazlara iter.
Kısacası eğer iştahınızı kontrol edemiyorsanız kan kimyanızı, metabolizmanızı, bel ölçünüzü ve resmin geneline bakacak olursak beyin sağlığınızı korumak için şansa ihtiyacınız vardır.

Jakob Corewill

Burada paylaşılan yayınlar hiçbir şekilde herhangi bir şahsa yada kuruma zarar verecek nitelikte değildir. Öyle olduğunu düşünüyorsanız lütfen yukarıda, sağdaki sosyal ağlar menüsüne girerek bana ulaşın ama baştan söyleyim, bu yazı beni bağlamaz :D