Blogger tarafından desteklenmektedir.
Oooo neler var neler!

14 Aralık 2018 Cuma

KONU: ,

OKSİDASYON VE KOLESTEROL - GLUTENSİZ YAŞAM


Kronik enflamasyon sürecinin merkezinde oksidatif stres —bir çeşit biyolojik paslanma— kavramı yer alır. Bu dereceli aşınma tüm dokularda görülür. Hayatın normal bir parçasıdır, doğanın her alanında görülür ve vücudumuz besinlerden ve havadaki oksijenden aldığı kaloriyi kullanılabilir enerjiye dönüştürürken de gerçekleşir. Ancak vücutta aşırı boyutlara vardığı ya da vücut onu sağlıklı bir biçimde kontrol altında tutamadığı takdirde ölümcül sonuçları olabilecek bir reaksiyondur. Oksidasyon kelimesi içinde "oksijen" içerse de bu, soluduğunuz oksijenle aynı şey değildir. Buradaki suçlu, bir diğer oksijen molekülüyle (02) birleşmemiş olan tek bir O'dur.
Oksidasyonun düşürülmesi enflamasyonu da azaltır ve bu da oksidasyonun sınırlanmasını sağlar. Bu yüzden antioksidanlar hayati önem taşır. A, C ve E vitamini gibi antioksidan özellikli besinler serbest radikallere elektron vererek zincirleme reaksiyonların önünü keser ve hasar oluşmasını önler.
Beyin ayakta kalabilmek için kolesterole ihtiyaç duyar. Kolesterol, nöronların işlevselliğini devam ettirebilmesi için hayati değer taşır ve beyin için çok önemli bir besin maddesidir. Hücre zarının oluşmasında çok önemli bir rolü olan temel bir yapı taşıdır. Antioksidan özelliklere sahiptir ve vücutta D vitamini gibi beyin dostu maddelerin ve steroid hormonların üretiminde kullanılır. En önemlisiyse kolesterolün nöronların en temel yakıt maddesi olmasıdır. Nöronlar yeterli miktarda kolesterolü kendi başlarına üretemezler ve kandaki kolesterolün onlara bir taşıyıcı protein tarafından ulaştırılmasını beklerler. Bu taşıyıcı protein, yani LDL, "kötü kolesterol" gibi olumsuz bir isimle tanınmaktadır. İyi, kötü bir yana LDL bir kolesterol molekülü bile değildir. Düşük yoğunluklu bir lipoproteindir ve hiç de kötü bir şey değildir. LDL'nin beyindeki temel görevi, hayat verici kolesterolü yakalayıp onu çok önemli işlevler üstleneceği nöronlara ulaştırmaktır.
Zira kalp-damar hastalıklarının asıl sorumlusu kolesterol ve LDL değil, okside LDL'dir. Peki, LDL nasıl bu kadar hasar görerek kolesterolü beyine taşıyamaz hale geliyor? Bu durumun en yaygın sebeplerinden biri, LDL moleküllerinin glikoz tarafından fiziksel değişime uğratılmasıdır. Şeker molekülleri LDL'ye bağlanarak molekülün yapısını değiştirir ve bu durum hem LDL'nin işlevini yerine getirememesine hem de serbest radikal üretiminin artmasına neden olur.
LDL'nin beyindeki temel görevi, hayat veren kolesterol moleküllerini yakalayıp hayati önem taşıyan görevler yerine getireceği nöronlara taşımaktır. Kolesterol seviyeleri düştüğünde beyin iyi çalışamaz ve kişinin nörolojik sorunlarla karşılaşma riski artar. Ancak burada dikkat edilmesi gereken bir nokta var: Serbest radikaller tarafından tahrip edilen LDL moleküllerinin kolesterolü beyne ulaştırma yetileri ciddi bir kayba uğrar. Oksidasyonun yanı sıra şeker de LDL moleküllerine bağlanıp oksidasyon sürecini hızlandırır ve LDL'yi işlevsiz hale getirir. Bu gerçekleştiğinde LDL, nöronları beslemekle görevli astrosit hücrelerine giremez.
Son on yılda yapılan araştırmalar okside olmuş LDL moleküllerinin aterosklerozun (damar sertliği) kilit faktörlerinden olduğunu göstermektedir. Yani asıl yapmamız gereken LDL düzeylerini düşürmek değil, LDL oksidasyonuna neden olabilecek risk faktörlerini ortadan kaldırmaktır. Oksidasyon riskinin baş aktörlerinden biri yüksek kan şekeri seviyeleridir. Şeker molekülleri LDL'ye bağlanarak onun şeklini değiştirir ve LDL moleküllerinin okside olmasını kolaylaştırır. Proteinler ve şeker moleküllerinin tepkimeye girmesiyle açığa çıkan bu glikozile moleküller,serbest radikal oluşumunu glikozile olmayan moleküllere oranla elli kat artırır. Asıl düşman LDL değildir. Karbonhidrat oranı yüksek beslenme nedeniyle serbest radikaller oluşur ve ateroskleroz riski artar. LDL glikozile hale geldiğindeyse kolesterolü beyin hücrelerine taşıyamaz ve beyinde de işlevsel sorunlar baş gösterir. 

Jakob Corewill

Burada paylaşılan yayınlar hiçbir şekilde herhangi bir şahsa yada kuruma zarar verecek nitelikte değildir. Öyle olduğunu düşünüyorsanız lütfen yukarıda, sağdaki sosyal ağlar menüsüne girerek bana ulaşın ama baştan söyleyim, bu yazı beni bağlamaz :D