Blogger tarafından desteklenmektedir.
Oooo neler var neler!

14 Aralık 2018 Cuma

KONU: ,

GLİKOZ - GLUTENSİZ YAŞAM


Vücudumuz, besinlerden aldığı yakıtı hücrelerimizin kullanabilmesi için enerjiye çevirebilecek şekilde tasarlanmıştır. Türümüz neredeyse dünya üzerindeki varlığı boyunca glikoz — birçok hücre için vücudun temel enerji kaynağı— kıtlığı çekmiştir. Bu da bizi glikoz depolamaya ve farklı maddeleri glikoza dönüştürmeye yöneltmiştir. Vücut ihtiyaç olması halinde protein ve yağları glikojenez isimli bir işlemden geçirerek glikoz üretebilmektedir. Ancak bu, nişastanın ve şekerin glikoza dönüştürülmesinden daha karmaşık bir tepkime olduğu için daha fazla enerji gerektirir. Hücrelerimizin glikozu kabul edip kullanabilmeleri için detaylı bir işlemden geçirmeleri gerekir. Hücreler glikozu emerek dolaşım sistemine gönderemezler. Bu hayati şeker molekülünün hücreye girişi pankreas tarafından salgılanan insülin hormonu aracılığıyla gerçekleşir. Daha önceden de biliyor olabileceğiniz gibi, görevi glikozu daha sonra yakıt olarak kullanılacağı kas, yağ ve karaciğer hücrelerine iletmek olan insülin, hücresel metabolizmanın en önemli bileşenlerinden biridir.
Normal, sağlıklı hücrelerin insülin hassasiyeti yüksektir. Ancak ısrarlı glikoz alımı sonucunda sürekli yüksek insülin seviyelerine maruz kalan hücreler yüzeylerindeki insülin reseptörlerinin miktarını azaltarak bu duruma uyum sağlarlar (bunun sebebi çoğunlukla insülin seviyelerinin tavan yapmasına sebep olan rafine şekerlerle dolu, aşırı işlenmiş gıdaların fazla miktarlarda tüketilmesidir). Başka bir deyişle, hücrelerimiz insüline karşı duyarsızlaşır ve bu durum da hücrelerin insülini umursamayarak kandaki glikozu bünyelerine almakta başarısız olmalarına neden olan insülin direncine sebep olur. Pankreas da bu duruma daha çok insülin salgılayarak tepki verir. Böylece şekerin hücrelere girebilmesi için daha yüksek insülin seviyelerine ihtiyaç duyulur.
Bu durum, sonu Tip-2 diyabete varacak olan klinik bir sorun oluşturur. Şeker hastalarının kanlarındaki şeker oranı yüksektir, zira vücutları şekeri enerji olarak depolanacakları hücrelere ulaştıramaz ve yüksek kan şekeri de saymakla bitmeyecek bir sürü soruna sebep olur. Toksik şeker de tıpkı bir cam kırığı gibi birçok hasara yol açabilir: körlük, enfeksiyonlar, sinir harabiyeti, kalp hastalıkları ve evet, Alzheimer. Bu zincirleme olaylar gerçekleşirken vücuttaki enflamasyon da tavan yapar. Burada insülinin, kan şekeri düzenlenemediği takdirde olabileceklerin gizli sorumlularından biri olarak da görülebileceğinin altını çizmek isterim.
Ne yazık ki insülin sadece glikozu hücrelere taşımakla kalmaz. İnsülin aynı zamanda da büyümeyi tetikleyen, yağ üretimini ve depolanmasını destekleyen ve enflamasyona zemin hazırlayan bir anabolik hormondur. İnsülin seviyelerinin yüksek olması diğer hormonlar üzerinde de ters etki yapabilir. İnsülinin baskın olması bu hormonların da seviyelerinde düşüşe ya da artışa neden olabilir. Bu da vücudun normal işleyişini sekteye uğratacak, sağlıksız bir kaos ortamı oluşturur.

Takılıyoruz Bizbize

Burada paylaşılan yayınlar hiçbir şekilde herhangi bir şahsa yada kuruma zarar verecek nitelikte değildir. Öyle olduğunu düşünüyorsanız lütfen yukarıda, sağdaki sosyal ağlar menüsüne girerek bana ulaşın ama baştan söyleyim, bu yazı beni bağlamaz :D